Bilal Nadirin dilinden
Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir
Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretleri
Abid Efendi dünkü çocuk bunu biliyor, ben bilmiyorum diyor ve çok ağlıyor.
Daha sonra Bilâl Babam bu mevzuyu açıklarken şöyle buyurdu:
Halk senin nefsinden sana perde,
Nefsin de Hakk'ı görmeye sana perde,
Sen halkı görürken kendi nefsini göremezsin,
Kendi nefsini görürken Rabb'ını göremezsin.
Halktan kesil ki kendi nefsini tanı,
Kendi nefsini de unut ki bir tek Hakk'ı tani,
Ve Hakk'a vasıl ol vesselâm.
Bilâl babam oradan da ayrılmak mecburiyetinde kalıyor. En son Hûlefâ-i Kâdiri'den Şeyh Hafız Ali Efendi'ye gidiyor. O'da Abid Efendi gibi büyük zat. O zat “Ben sana ders veremem; kim sana ders veririm derse yalan söyler diyor. Senin ki Üveysidir. Veysel Karani'nin Şeyhsiz yetiştiği gibi yetişeceksin. [Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Veysel Karani'yi hiç görmeden manen Şeyh'siz, üstadsız yetiştirdi.] Her yüz yılda bir aynı Veysel Karani gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ruhani yardımı ile Müceddid yetişir. Bunlara Üveysi derler. Sen de bunlardan birisin evine git, çalış. Allahu Teâlâ sana verecektir, dedi.”
Bu arada Bilâl Babam, Şeyh Abdulkâdir Geylâni, Nakş-bendi Muhammed Bahaeddin ve Seyyid Ahmed-ür Rufâî Hazretlerini rüyasında görüyor.
Şeyh Abdulkâdir Geylâni Hz.:
- O Müzekki-n-Nüfus kitabında çalıştığın çok güzel, bizim üçümüz de sana yardımcıyız. Sen bu üç tarikatın üçünden de ders verebilirsin, diyor ve daha bazı sözler söylüyor.
Yine Bilâl Babam;
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i, Hz. Ali (Kerremallahu veche)'yi ve Cihâr-ı Yârları bir çok defalar rüyasında görüyor, pek çok izahat alıyor. Bir defasında Hz. Şeyh Abdulkâdir Geylâni Hazretleri; Bilâl Babama nasıl yatıp uyuyacağını ve nasıl çalışacağını tarif ediyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîfinde:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hıra Mağarasında çalıştığı müddetçe az miktarda tuzsuz arpa ekmeği yemiştir. Bilâl Babam da aynı açıdan çalışmaya başlıyor. Tasavvufta bu az yemenin adına «Riyâzet» derler. Nefsin hoşlanmadığı şeyleri yapmaya ve ibadete çok çalışmaya mücahede derler. Bilâl Babam yedi sene tuzsuz arpa ekmeği yeyip riyâzetle, mücahede ile çalışmıştır.
Bilâl Babam yedi sene riyâzetten sonra kırk gün çileye giriyor. Çilede bir çok hâller görüyor. Pek çok dualar yapıyor, duaları kabul edilip, isteği veriliyor. Yaptığı dualardan birisi de şu:
“Yâ Rabbi! Cezbe-i Rahman ver. Manâ-i Kur'ân ver. Helâk-ı düşman ver.”
Çileden çıktığında kendisinde tasavvuf, tarîkat ve ma'nevî ilimler başlıyor.
Gaziantep, Kahramanmaraş ve İslâhiye köylerinde 15 camî yaptırmıştır. Ne sergi ile ne makbuzla para toplamamıştır. İstemezlerin iftira ve şikayetleri ve devlete kötü bildirmeleri nedeni ile 36 defa tevkif, 54 defa nezarete alınmış, yüz'den fazla da ifade vermesi vardır. Daha sonra da, on sene Giresun'a ve iki sene de İstanbul'a sürgüne gönderilmiştir. Giresun'a 1936 da gidip 1946 senesinde döndük.
Bu sürgünlük ev ve ailece oldu. İki sene İstanbul'a sürgün yalnız Bilâl Babama idi. 1954-1956 yılları arasında oldu. Her hapis yatmasında, her sürgüne gitmesinde biraz daha tanındı. En son 1969 senesi Aralık ayının 22'yi 23'e bağlayan gece Gaziantep'in Çarpın köyünde Hakk'ın rahmetine kavuşmuş olup Danacık (Hamidiye) köyünde medfûn'dur.
Sağlığının en son senelerinde teyp yeni icat olmuştu. Devamlı vaaz bandı doldurdu. Şu anda 100 saat kadar vaaz bandı vardır. Cevâhirü'l-İslâm, Zuhuratiye-i Geylâniye, Haza Kitab-ül Hadîs, Kitab-ı Ümmiye ve benzeri kitapları vardır. Ancak Cevâhirü'l-İslâm, Zuhuratiye-i Geylânîye ve bir de hadîs kitabı bastırıldı. İlerde diğer kitaplarını da bastıracağız İnşallah