Bilal Nadirin dilinden
Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir
Mürşid-i Kâmil'in On Bir Vasfı
“Mürşid ararsan Hz. Kur’ân yeter” diyenlere;
Sünen-i Ebû Davud, c.2, Hadîs No: 393.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Bana Cebrâil (Aleyhis-selâm) mürşidlik yaptı. Namaz kılma vakitlerini beş vakti vaktinde ve namazda imam olarak kıldırdı, gösterdi.”
buyuruyor.
Bize namazı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’e Cebrâil (Aleyhis-selâm); Cebrâil (Aleyhis-selâm)'a Allah'u Teâlâ öğretti.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in sana delil olması için O’nun yolunu, izini, sünnetini, yaşantısını sana tam öğretecek birisi olmazsa “Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yeter” derken yine Allah'u Teâlâ’nın sözüne ters gelirsin. Bunlar, Kur’ân-ı Kerim’deki sadıkları bulup onlarla çalışılırsa ancak o zaman yalnız Kur'ân-ı Kerim yeter.
Kaderin değişeceğine dair çok âyetler ve hadîsler var. Ancak Kaderiye mezhebindekiler “Kader değişmez” der. Kader değişmezse; kâfir ve mü’min, kadere göre cennete veya cehenneme girecekse namaza, ibadete ne lüzum var. Yûnus (Aleyhis-selâm)’un kavminin başlarına belâ geldi. Bir tek Allah'u Teâlâ’ya çağırmaları hem belâyı kaldırdı, hem kendilerini müslüman etti.
Kaderde ne ise o olur diyorsan kendi nefsine uydun, Allah'u Teâlâ'nın emrine bakmadın. Kaderde ne ise o olacaksa haliyle insan Allah'u Teâlâ’nın emrini yapmaz. Zâten kaderimde ne varsa o olur, der. Bu şeytan itikadıdır. Şeytan Allah'u Teâlâ'ya “Alnıma böyle yazılmış, benim kabahatim yok. İlm-i Ezeliyede benim nasıl olacağım sana malumdu” dedi, tevbesi kabul olmadı.
Adem (Aleyhis-selâm)
Sûre-i A'raf, Ayet 23.
“Ben kendi nefsime zulmettim. Sen beni affetmezsen ben zarar, ziyan çekenlerden olurum. Kabahatin hepsi bende”
dedi tevbesi kabul oldu.
Kur’ân-ı Kerim’de
Sûre-i Yunus, Ayet 69.
“Siz Allah’a iftira etmeyin”
kaderde şöyle imiş, böyle imiş gibi sözler Allah'u Teâlâ’ya iftiradır.
Bu söylediklerim doğru ise erbabını bul, ondan sor, danış, akıl al. Evvelce şu yeter, bu yeter de. Kader ne ise o olacak, hiçbir kimseye gitme, Kur’ân-ı Kerim yeter. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yeter, Mürşid-i Kâmile sormaya, ondan akıl almaya hiç lüzum yok. Kaderinde ne ise o olacak, diyorsun. Nefsine uyma diye niçin söylüyorsun? Nefsine uysa kaderde ne yazılı ise o olacak.
Nefsine uyarsa, uymazsa hiçbir şey değişmiyecek, diye söylüyor. Sonunda da nefsine uyma, Allah'u Teâlâ’nın emrine bak. Allah'u Teâlâ emrine bakmayı nasip etmemişse nasıl baksın? İşte saçmalamanın en büyüğü. “Erbabını bul, ondan sor, danış, akıl al” diye niçin diyorsun? Erbabını bulma, sorma, danışıp akıl alma kaderi takdiri değiştiremeyecekse sormaya ne lüzum var. İşte hep saçma sapan sözler. Ayete, hadîse terstir. Cahil olanlar ilerisini bilmezler. Bilmediklerini de bilmezler. Bilirim iddiasında olup, bunları yazarlar, iddia ederler. Bunu okuyup bizim kardeşlerimizden cevabını istemişler. İşte cevabını veriyorum. Ben de onlardan karşılığında aynı sözlerimin cevabını istiyorum. (Vesselam.)
Mürşid-i Kâmil'in on bir vasfı:
Temsilde hata olmaz; gazetecilerin en evvelâ bir manşet atıpta ondan sonra altına açıkladıkları gibi Kur'ân-ı Kerim'de Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri de ilk defa bir manşet atıyor ve buyuruyor ki:
Sûre-i Hac, Ayet 34.
“Ey Habîbim! Benim muhbitiyn kullarıma müjde et.”
1. vasıf: Onlar:
Sûre-i Hac, Ayet 35.
“(Es-sâbirûne alâ mâ esâbehüm) Allah yolunda üzerlerine gelen kazaya, belâya sabrederler.”
Bu yolda sıkıntı, hastalık, yokluk her şey gelir. Bunlara herkesten fazla sabrederler. Herkes ben sabrediyorum diyebilir.
2. vasıf: Allah'u Teâlâ buyuruyor ki:
Sûre-i Enfal, Ayet 2.
“(Ellezîne izâ zükirallahü vecilet gulûbühüm) Onlar Allah'ı zikrettikleri zaman kalbleri cila bulur.”