Bilal Nadirin dilinden

Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir


Mürşid-i Kamil

 

Kendinde ilm-i Hikmet olan kişinin kadın ve erkek hepsinin mühim sorusuna cevap vermesi lâzım. Okumasında şifa, sözünde ilm-i Hikmet olduğu için, her ne kadar yanıma gelmeyin dese, millet akın eder, gelir. Çünkü kendisinin okumasını, müşkil halletmesini kimse yapamaz.

İhvana karşı öfkelenmek, kendini büyük, onları küçük (ikinci sınıf bir insanmış gibi) görmek, bağırmak, çağırmak, olursa hepsi şeytandandır. Yalnız din için sinirlenmek, kızmak hariçtir. Ona asabiyet-i Diniyye denir. O iyidir. Kendi nefsine güvenmeyip, şeytanın kendini her an azdıracağını bu saydıklarımızın ve öfkenin şeytandan olduğunu düşünüp, seher vaktinde göz yaşı döküp ibadetini arttırması lâzım. Bu kendinin için en zor, en tehlikeli bir geçiştir. Şeytan, tarikatta azdırdıklarının yüzde doksan dördünü bu geçitte azdırmıştır.

Şeyhi kendisine “Halktan kesil, ibadetine devam et” derse; şeytan, ona çekemezlerin, istemezlerin sözü ile söylüyor veya kendi de istemiyor diye iğva verir. Nefis, Şeyhinin sözünü kendine öyle anlatır ve keşfi kubur (kabir ehlinin hâlini bilmek), keşfi zamir (bir insanın içinden, aklından geçeni), bilmek ile övünmek, gösteriş, kerâmet göstermek, ateş tutmak, şiş vurmak ister; Kadınların cemaatinde oturmak, onlarla kalmak ister. Rabb'in “Bakalım bu şimdi halktan mı geçecek, benden mi geçecek?” der sınar. O kimse ibadeti, taati, zikrullahı seher vakti kalkıp gözyaşı dökmeyi, Allah'u Teâlâ'ya yalvarmayı, Allah'u Teâlâ'dan korkmayı, O’na sığınmayı tevbe istiğfar etmeyi arttırması lâzımdır.

Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3464 (Bir benzeri); İhyâu'Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 662, s.
“Her kim ibadetini kendiliğinden kısaltırsa Allah'u Teâlâ onu belaya koşar.”


Erkeklerle de oturmasını, sohbetini azaltması lâzım. Evveli hiç bir şey değildi. Allah'u Teâlâ hiç yoktan kendine bunları verdi. İbadetini, taatini, istiğfarını, seher vaktinde kalkıp çalışmasını, göz yaşı dökmesini artırırsa Allah'u Teâlâ'da bu verdiği meziyetleri artırır. Hem de muhafaza eder. Öyle olursa düşmez ilerler. Kendi ibadeti, taati azaltır, kısaltır, halkla meşgul olması artar ise Allah'u Teâlâ ileride vereceği büyük nimetleri keser (Maazallah'u Teâlâ). Üstünden muhafazasını kaldırır.

Allah'u Teâlâ'ya seher vaktinde yalvarmalıdır. İstiğfarı ibadeti keser, azaltırsa Allahu Teâlâ kendinden muhafazasını kaldırır. O zaman şeytanla başbaşa kalır. İşte o anda şeytan kendini çabuk yener, aldatır, hâlden kesilir. O sermayesini çaldıran gibi olur. En büyük yan kesici olan iblis kendinin bütün manevi sermayesini çalar, iflas ettirir. Maneviyatı da çöker (Maazallahu Teâlâ).


MÜRŞİD-İ KAMİL

1- Bu dünyada dost istersen Hz. Allah yeter,
2- Mürşid-i Kâmil istersen Hz. Kur’ân yeter,
3- Delil istersen Hz. Muhammed yeter,
4- Bunlarda yetmez dersen nar-ı cehennem yeter.
5- Kaderde ne ise o olur etme merak,
6- Uyma kendi nefsine Allah’ın emrine bak;
7- Altından ağacın olsa zümrütten yaprak
8- Akibet gözünü doyurur bir avuç toprak.

Bul erbabını danış akıl al, demek ki, ferâsettir,
Ne aldandın behey şaşkın bu can sana emanettir.

Bu kaside de evvelce misyonerlerin İslâmı bozmak için söylediği, uydurduğudur. Kur’ân-ı Kerim’e bizim dinimize, edille-i şer’iyyeye terstir.

Allah'u Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de:

Sûre-i Tevbe, Ayet 119.
“Sadıklar ile beraber olun”

buyuruyor.

Musa (Aleyhis-selâm) Allah'u Teâlâ’dan ilm-i Ledünü öğrenmek istedi.

Allah'u Teâlâ; O'nu Hızır (Aleyhis-selâm)’a gönderdi

Sûre-i Kehf, Ayet 65-66.
“O öğretsin”

buyurdu.

İşte Kitap yetmedi. Kur’ân’ı sana tam hakkıyla öğreten, eğiten olmazsa Kur’ân da yetmez. Allah'u Teâlâ’nın dostlarını bulup, onlara tâbi olup onların elinin altında yetişmezsen, Allah'u Teâlâ’nın emrine ters olur.