Bilal Nadirin dilinden
Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir
Öşür Toplayan Kimselerın Durumu
* Öşür toplayan kimse devlet başkanının, sadakaları (zekatları, devlet gelirleri) toplamak ve tüccarı hırsızdan korumak üzere tayin ettiği kimsedir. (İşte devlet vermeyenden zorla alıp, öşürü orduya zekâtı fakirlere veriyor.)
Aşir (Öşür toplayan kimse=âmil), açık malların sadakasını (zekâtını) aldığı gibi, tüccarın yanında bulunan gizli mallarında sadakalarını (zekatlarını) alır. KAFİ'de de böyledir.
* Amil'in (Aşir'in), hür olması müslüman olması ve Haşimî olmaması şart kılınmıştır. GAYE 'den (kitabın adı) naklen BAHRÜ'R-RAİK'ta (kitabın adı)'da böyledir.
* Bir müslüman yanında ticaret malı bulunduğu halde bir âmile (âşîre) uğrarsa havl-i havelan (senenin tamam olması) ve nisabın tam olması şartı ile, amil o malın kırkta birini, zekat olarak alır ve zekat konulmakta olan yere kor.
Bu âmile, bir zımmî kâfir (islâm ülkesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaş) uğrarsa, âmil, bu kimseden yanında bulunan ticaret mallarının yirmide birini alır. Bunu da cizyelerin konulduğu yere kor. Bu zımmî'den cizye alınmış olmasından dolayı, onun haraç borcu düşmez. (Bir kâfir hem haraç verir, hem cizye verir. Cizye şahsa ait vergi, haraç umuma ait vergi demektir.) Zımmî'den de bir senede, bir defadan fazla vergi alınmaz. ŞİRACÜ'L VEHHAC'da böyledir.
* Bir âşire (devlet memuru olup öşür toplayana) yanında ikiyüz dirhemden daha az malı bulunan bir kimse uğrayınca; bu kimse, müslüman olsun, zımmî veya harbî olsun; âmil bu kimseden (evinde başka malı olduğu bilinse de, bilinmese de) bir şey almaz. SERAHSİ'nin MUHİYT'inde de böyledir.
* Bir âşir'in (öşür toplayanın) yanına malı ile uğramış olan bir kimse: “Bu malın üzerinde sene geçmedi. Aynı cinsten, üzerinden sene geçmiş olan başka malımda yok” dese; veya; “Üzerimde insanların isteyip alacakları borcum var” veya; “Ben yolculuğa çıkmadan önce sadakayı (zekâtı, vergiyi) başka fakirlere ödedim.” veya; “”¦bu sene içinde başka âşire ödedim.” der ve yemin ederse, o kimsenin sözlerine inanılır.
(Fetevâyı Hindiyye, Cild 4, Sayfa: 263)
ÖŞÜR VE HARAÇ
Arazi iki nevidir;
1- Arâzî-i Öşrüye (öşür Arazisi),
2- Arâzî-i Harâciyye (Harâç Arazisi)
ÖŞÜR ARAZİSİ
* Arap arazisinin tamamı, öşür arazisidir.
Ki, bu Tihâme, Hicaz, Mekke, Yemen, Taif, Amman ve Bahreyn arazisidir.
HARAÇ ARAZİSİ
Bunların haricinde kalan ve şu vasıfları taşıyan:
a- Fethedilmiş bulunan;
b- Ahalisi müslüman olmamış olan;
c- Kendilerine iyilik yapılmış olan ve;
d- Harâc suyu ulaşan (devletin yarıp getirdiği) arazîler ise, harâc arazisidir.
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 5, Hadîs No: 378)
“Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem)'den şöyle buyurulduğunu rivâyet eden Abdullah ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den nakledilmiştir:
Yağmurun ve pınar (ırmak gibi akar sular)ın ya kökünü yahut urukunu suladığı eşcar ve mezruatta (vacip olan) öşürdür. Dolapla sulananlarda da nısıf (yarım) öşürdür.
[İslâm Fıkhı (El-Hidâye Tercümesi), Cild 2, S. 318-325]
“Harac arazisinden çıkan ürüne ayrıca öşür düşmez. İmâm-ı Şafîi:
Hem haraç, hem öşürün ikiside düşer. Çünkü her biri ayrı bir sebebten ve ayrı bir yere vacip olan ayrı birer haktırlar. Bunun için bir tarlada ikiside toplanabilir, demektedir. İmâm-ı Azam Ebû Hanife ise:
Bizim delilimiz Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
hadisidir.
Bir tarlanın verimi yılda iki defa da olsa haraç bir kere verilir. Zira Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) bu vasıfta olan tarlaya mükerrer haraç tarhetmemiştir. Öşür ise haraç gibi değildir. Çünkü öşür verimin onda biri olduğu için tarlanın ancak her verimine düşmesi ile gerçekleşebilir.
Cizye iki çeşittir (Kâfir memleketlerini feth edip vergiye bağlamak veya sulh yoluyla alınan yerlerden cizye ve haraç alınır.)