Bilal Nadirin dilinden

Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir


Öşür


SORU: Neden devlet bazı yerlerde öşür, bazı yerlerde vergi alıyor?


CEVAP: Öşürü de, vergiyi de devlet alır, millet verir. Devlet isterse vergi, isterse öşür alır. Bir millet hem öşür, hem vergiyi yani (haracı) vermeye mecbur değildir. Öşürü devlet kendi topraklarında ki halkın yıllık gelirinden alır.

Harac; İdaresi altındaki kâfirler veya harp ile alınmış fakat henüz müslüman olmamış olanlardan alınır. Fidyeyi idaresi altında olmayan kâfir devletlerinden baskı ve zorla alınır. Kâfirlerden alınmayan kâfir memleketlerini baskı ile haraca bağlanır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve Ashâbın zamanından cumhuriyetin kuruluşuna kadar uygulanan sistemdir.

Harac: Seyyid Battal Gazi'nin en büyük savaşlarından biri de babasının harpte haraca bağladığı Rum beyleri her sene Ömer Bey'in ordusuna sekizyüz at, onun bir kaç misli kıymetinde de para ve harb malzemesi verirlerdi. İşte bu verilenler haraçtır. Hüseyin Gazi'den korktukları için veriyorlardı. Hüseyin Gazi şehid düşünce bunu vermeyiz bundan böyle bunu siz bize vereceksiniz dediler. Aralarındaki harb bu yüzden çıkmıştı. Savaşı Battal Gazi kazanınca yine aynı haraçları bir kaç misli fazlası ile vermeye mecbur oldular.

Ashab zamanında öşürü (vergiyi) devlet alır orduya harcardı. Milletin zekatı vermesi zoruna gittiği için milletten de zorla zekatı alır, onu da fakirlere dağıtırdı. O zaman Hz. Ebû Bekir'in yanına bir grub kimseler gelip zekatı vermek istemiyoruz diyenler oldu. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) zekatı vermek istemeyenlerle harp eder, kâfir kırar gibi kırarım dedi. Zekatı bunlardan zorla aldı, fakirlere de dağıttı.

Sûre-i Kasas, Ayet 78.
Musa (Aleyhis-selâm) Kârundan zekat vermesini istedi. Kârun zekat vermedi. Malıda kendisi de yerin dibine battı.


Musa (Aleyhis-selâm)'da zekatı alıp fakirlere verecekti.

Sûre-i Tevbe, Ayet 75-77; Şevâhidü'n-Nübüvve, s. 167-168.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Sahlebe adındaki sahabeden malının zekatını vermesini istedi.


Sahlebe zekatı vermeyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bedduasıyla kösnü (köstebek) olup yerin dibine battı. Bunları Peygamberler ve devlet adamları zorla topladığı için zekat ile öşürü bir de haracı ve vergiyi halk birbirine karıştırıyor. Hepsi de ayrı ayrıdır. Verilecek yeri de ayrıdır.

Sûre-i Kasas, Ayet 78.
Musa (Aleyhis-selâm) Kârundan zekat vermesini istedi. Kârun zekat vermedi. Malıda kendisi de yerin dibine battı.


Ayetine göre öşür verilir. Yani oturduğunuz toprağı düşmana karşı kim muhafaza ediyorsa ona verilir. Yani bu devletin hakkıdır. Allah düşmana fırsat vermesin. İstiklal harbinde Yunan ve diğerleri Türkiye'ye geldiklerinde çok hakaretler yaptılar. Bunları yaşlılardan sorarsanız daha iyi öğrenirsiniz. Allah hiç bir zaman için başımızı devletsiz bırakmasın (Amin). İşte bu sebeble öşür devlete verilir. Devlette aldığı bu paralarla düşmana karşı ordusunu donatır, hazırlıklı olur.

Ayetin ikinci mânası; Oturduğunuz toprağın hakkını Allah'u Teâlâ'ya, kulluk ibadet ve taatla veriniz demektedir.
Bazıları öşür ile zekatı ikisini bir sayıyor. Öşür; zekat olarakta fakire verilecek diyorlar, bu çok yanlıştır. Öşür ayrı, zekat ayrıdır, öşür onda birdir, zekat kırkta birdir. Öşür mahsul çıkar çıkmaz verilir, zekat üzerinden sene geçince verilir.

Öşürü millet verir, devlet alır; zekatı zengin verir, fakir alır. Zengin veya fakir, malı olan herkesin devlete öşür vermesi mecburidir. Bunlar birbirinden tamamen ayrıdır. Eskiden öşür zamanında padişah bütün vilayetlere paşalar tayin ederdi. Yirmi ila otuz köyün veya bir nahiyenin yahutda bir kazanın köylerinin hepsinin öşürünü devlet açık artırma ile satardı. Parasını İstanbul'a postalardı. Öşürü toptan satın alan ağalar biraz zalimse bütün köylere adamlar tayin edip, harmanları reşimletirlerdi. Yani içi oyma yazılı tahtaları buğday yığınlarına basarlardı. Yazı bozulursa buğdayın alındığı anlaşılırdı.

O zaman reşimci ağa birin yerine beş, on fazlasıyla alırdı. Bir zamanlar GaziAntep'in bir köyünde öşürcülerle köylüler arasında çıkan kavgada 5-6 kişi ölmüş pek çok kimsede yaralanmıştı. Bunu yaşlı kimseler çok iyi bilirler. Zalim reşimcilerin ve zalim ağaların yüzünden bazı kimseler harmanına kendisi hırsızlık yaparlardı. Cumhuriyetin ilânından sonra öşür kalktı. Yerine vergi konuldu. Halkta o zalim öşürcülerin elinden kurtuldu. Yanlış anlaşılmasın, öşür zalimlik değildir. Allah'u Teâlâ'nın emridir. Öşürü alanlar zalimlik yapıyorlardı, Allah'u Teâlâ bu milleti onların elinden kurtardı.

Meyveli ağaçların öşürünü veremeyip sahipleri o ağaçları kestiler. Çünkü onda bir alınması lâzım gelen öşürün yerine zulum yapıp çok fazla alıyorlardı. Şu anda Türkiye'de yaşayan müslümanlar öşür vermeye mecbur değildirler. Onun yerine devlete vergi veriyorlar.

Bu sebebten öşürün Türkiye'de alınması, verilmesi veya verilecek yerin aranması söz konusu değildir. Şimdi öşür diye verilen fakire sadaka olur. Kesinlikle vergi veya öşür yalnız devlete verilir. Fitre, zekat, sadaka oda yalnız fakire verilir. Hediye hem fakire hem zengine yani herkese verilir.

[İbn-i Abidin, (Reddü'l-Muhtar), Cild 8, s. 454]
“Mekke-i Mükerreme'den başka harp yoluyla fetholunup müslümanlar arasında taksim edilmeyip, gerek kendi ahalisine, gerekse dışarıdan getirilen ve müslüman olmayan halka mülk olarak verilen arazi yahut sulh yoluyla fetholunan araziyi haraciyedir. Çünkü haraç kâfirlerin hallerine daha lâyıktır. (İşte buna göre bir topraktan devlet isterse öşür, isterse haraç alıyor. Şimdi devlet öşürü tamamen kaldırdı, yerine öşürden daha çok fazla gümrük, maliye v.s.. vergilerini getirdi. Onun için Türkiye'de oturan müslümanlar kesinlikle öşür vermeye mecbur değildir.)