DİNİMİZDE RESİM HARAM DEĞİL Mİ?

DİNİMİZDE RESİM HARAM DEĞİL Mİ?

Hakiki sünnet üzere olan bir âlimin giyimine, sakalına, saçına, şekline, şemailine bakıp ken­dini tam ona benzetebilmek için hatıra olarak evde resim bulundurmak neden caiz olmasın.

Hadisi Şerif:

عَنِ الْحَسَنِ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ اَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : َحْمَةُ اللّٰهِ عَلٰى خُلَفَائِى قِيلَ وَمَا خُلَفَائِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ تَعَالٰى قَالَ: الَّذِينَ يُحْيُونَ سُنَّتِى وَيُعَلِّمُونَهَا النَّاسَ  (ابى نصر و ابن عساكر)

Hasan (Radiyallahu anhu) rivayetiyle Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: “Allah'u Teâlâ'nın rahmeti benim halifelerime olsun. Ya Resûlullah  Senin halifelerin kimlerdir dediler? buyurdu ki:  Sünnetimi ihya eder ve nâsa da öğretirler.”[1] İşte, sünnetler, en iyi bilen ve yaşayan bu  zaatlardan, görerek öğrenilir.

Giyimde yine aynı öyledir, Müslümanın elbisesi bol olması lâzım, deniyor. Ne derece bol ol­ması lâzım! Bu ve bu gibi şeyler fotoğrafa bakılırsa anlaması çok kolay olur. Yalnız namaz kılarken fotoğraflar ve bu gibi şeyler karşına gelmeyip arka tarafta kalırsa mahzuru yoktur.

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

مَنْ رَانِى فَقَدْ رَاَنِى فَاِنَّ الشَّيْطَانَ لَا يَتَمَثَّلُ بِى وَلَا بِصُورَةِ الشَّيْخِ تَابِعًا لِلنَّبِىِّ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.

 

“Beni gören, mutlaka beni görmüş demektir. Zira, şeytan benim suretime giremez ve benim gibi görünemez.[2] Bana tâbi olan Şeyhlerde aynen böyledir.”[3]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ‘i rüyada görmek gerçek oluyorsa resmini görmekte aynı onun gibidir.

Esas mahzurlu olan; canlı mahlûkatın alçı, tunç, naylon, ağaç ve taştan vs. kabartma veya oyma olarak yapılan çocuklara oyuncak ve büfelerde süs eşyası olarak kullanılan putlardır. 

Kabartma ve oyma resim üzerine elini sürdüğün zaman ağzı, burnu eline değerse, bunların olduğu yerde  (evde)  namaz kılmak caiz değildir.   Olmayan bir odada kılınırsa olur. Buna dair:

يَا عَائِشةُ أشَدُّ النَّاسِ عَذَاباً يَوْمَ الْقِيَامَةِ الَّذِينَ يُضَاهُونَ بِخَلْقِ اللّٰهِ.

“Ey Aişe! Kıyamet günü, en çetin azaba uğrayacak olanlar. Allah'ın yarattığına resim yaparak benzetenlerdir.”[4]

عَنْ عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا اشْتَرَتْ نُمْرُقَةً فِيهَا تَصَاوِيرُ فَلَمَّا رَآهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَامَ عَلَى الْبَابِ فَلَمْ يَدْخُلْ فَعَرَفْتُ فِي وَجْهِهِ الْكَرَاهِيَةَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَتُوبُ إِلَى اللّٰهِ وَإِلَى رَسُولِهِ مَاذَا أَذْنَبْتُ فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا بَالُ هَذِهِ النُّمْرُقَةِ قَالَتْ فَقُلْتُ اشْتَرَيْتُهَا لَكَ لِتَقْعُدَ عَلَيْهَا وَتَوَسَّدَهَا فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ أَصْحَابَ هَذِهِ الصُّوَرِ يُعَذَّبُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيُقَالُ لَهُمْ أَحْيُوا مَا خَلَقْتُمْ وَقَالَ إِنَّ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ الصُّوَرُ لَا تَدْخُلُهُ الْمَلَائِكَةُ.

“Aişe  (Radiyallahu anha) bir kere ufak bir yastık, bir şilte almıştı. Üstünde hayvan resim­leri vardı. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu görünce kapının önünde durdu içeri girmedi. Aişe (Radiyallahu anha) bu sırada Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesel-lem)'ın   yüzünde   şiddet  asarı   sezdim  de:

-     Yâ Resûlullah!  Allah'a ve Allah'ın Rasûl'üne tevbe ederim. Fakat bilmem ki ne kusur ettim, dedim.  Resûlullah   (Sallallahu aleyhi vesellem):

-     Şu yastığın burada işi nedir? buyurdu. Ben:

-     Yâ Resûlullah, kâh üzerine oturasın, kâh yaslanasın diye senin için  (aldım), dedim.   Resûlullah   (Sallallahu aleyhi vesellem):

-     Bu suretlerin sahipleri kıyamet gününde muhakkak azap olunurlar ve bu kimselere tahak­küm ve taciz yollu tasvir ettiğiniz bu hayvanları haydi diriltiniz bakalım denilir, dedi. Yine Resû­lullah   (Sallallahu aleyhi vesellem):

-     Şol bir ev ki, içinde suretler vardır. Artık o eve melekler girmez, buyurdu.”[5]

Bu resimler, fotoğraf makinesi ile çekilen resim değildir. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında fotoğraf makinesi ve kağıt yoktu. Her yapılan resim ya taştan oyma, ya da kabartmalı veya yastık gibi eşyaların üzerine işlemeli olarak yapılıyordu. Hadis-i Şerif’te mahsurlu görülen resim ise gölgesi düşen, kabartma yada oyma olarak veya nakış olarak işlenen şekillerdir.

Ayna  taşımak sünnettir.  Bakınca da aynı sen seni görüyorsun.

Hz.  Aişe  (Radiyallahu anha) buyurdu ki:

“Ben on vasıfla üstün kılındım. Cebrail suretimi (resmimi) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e getirdi (ve "Bununla evleneceksin" dedi). Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bakire olarak sadece benimle evlendi, annesi ve babası da muhacir zevcesi (ailesi, hanımı) olan sa­dece benim. Allah, benim suçsuzluğum üzerine semadan âyet indirdi, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) benimle beraber iken vahye mazhar olurdu, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve ben aynı kabdan guslederdik, ben onun önünde uzanmış yatarken namaz kılardı, (hastalığında ben tedavi ettim). Benim göğsüme dayalı olarak, benim odamda ve benim gecemde son nefesini verdi, benim odamda defnedildi.”[6]

Bu fotoğrafın caiz olduğuna en açık delildir. Cebrail (Aleyhis-selâm) fotoğrafçı ve Allahu Teâlâ  kendi   emriyle  yaptırıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ilk resmini çekenin Cebrail (aleyhis-selâm) olduğunu Hadîs-i şerifinde açıklamıştır. “Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Mi'rac'a çık­tığında Cebrail (Aleyhis-selâm)'ın Peygamberlerin resimlerini gösterdiği ve "Yâ Ebû Bekir! Ya­nımda sende vardın." buyurmuştur.[7]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kâfir krallarını îslâma davet için elçiler gönderdi. Gönderdiği elçi ile mektup sayısı yetmiş küsurdur. Birkaç tanesini de Çin'e gönderdi. Geri döndüklerinde yaşadıkları olayı Peygamberimiz  (Sallallahu aleyhi vesellem)'e şöyle anlattılar:

-    Çin padişahı, bizi yanına alarak bir saraya girdi. İç içe kilitli odaların demir kapılarını aç­tı. En son odada büyük bir sandık vardı. İç içe bir çok sandık ve en son sandıktan resimler çıkarttı. Resimler canlı   gibiydi.   Her çıkarttığı resimde:

-    “Bu resmi tanıyor musunuz?” dedi. Biz:

-    Tanımıyoruz dedik. En son bir resim çıkarttı.  Biz üzerine kapanıp ağladık.

-    Yâ Resûlullah!  O senin resmindi.  Sen o resimde canlı imişsin gibi duruyordun. Padişaha:

-    Bu bizim Peygamberimizdir.” deyince padişah müslüman oldu."[8]

-    Ya Resûlullah! Bu altı Ulu'1-Azim Peygamberlerin resmi bunlarda ne geziyor?" diye sordu­lar.   Peygamberimiz   (Sallallahu   aleyhi   vesellem):

-    Adem (Aleyhis-selâm) çok ağladı. En son duası kabul olunca, Allahu Teâlâ, Cebrail (Aley-his-selâm)'i kendisine teselli için gönderdi, ilki "Sen (Adem (Aleyhis-selâm) ve senin neslinden büyük (ulu'1-azim) Peygamberler gelecek." dedi ve bu altı resmi Adem (Aleyhis-selâm)'e hediye etti.  Onlarda  torundan toruna  en son bu padişaha kadar  geldi."  buyurdu.

“Emir'ül Mü'minin Ebû Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu)'ın hilâfeti zamanında Hişam bin el-As (Radiyallahu anhu) yanında bir arkadaşı ile Rum Devleti hükümdarı Heraklis Kayser'e gön­derir. Maksadı onu islâma davet etmekti.

Bizi hükümdarın huzuruna aldılar.   Biz:

-    Essalâmü aleyke,  dedik.

-    Siz beylerinize de böyle selâm mı verirsiniz? dedi.

-    Evet. Biz beylerimize de böyle selâm veririz dedik.

-    Aranızdaki büyük kelâm nedir? dedi. Biz dedik ki:

-    “Lâ ilahe illallah. Vallahu Ekber” bu kelimeyi söyledik. Gördük ki pencere yerinden hare­kete geldi.

-    Siz bu sözü söyleyince her zaman böyle olur mu? diye sordu. Biz:

-    Bundan başka yerde böyle bir şey görmedikdedik.

Üç gün orada istirahat ettik. Bir gece bizi Melik yanına çağırdı. Ortaya bir sandık getirdiler. O sandık içerisinde pek çok küçük hücreler ve her hücrenin bir kapısı vardı. Her kapıya bir kilit vurulmuştu. Bir kilidi açıp içinden bir parça siyah harir (ipek) çıkardı. Üzerinde bir adam resmi vardı.   Güleryüzlü,   uzunboylu idi.

-    Bunu tanıdınız mı? Biz:

-    Hayır,   tanımadık,  dedik.

-    Bu Adem'dir, dedi. Bir kapı daha açtı. Bir parça harir çıkardı.

-    Bunun üzerinde ki resmi tanır mısınız?

-    Hayır tanımayız,  dedik

-    Nuh'dur, dedi. Tekrar bir kapı daha açtı. Yine siyah bir harir parçası çıkardı. Bunu tanır mısınız? dedi.  Biz:

-    Bilmeyiz,   dedik.

-    Bu İbrahim'dir, dedi. Tekrar bîr kapı daha açtı. İçinden bir harir çıkardı. Ak benizli idi.

-    Bunu tanıdınız mı? diye sordu. Biz:

-    Evet! Vallahi bu bizim peygamberimizdir, dedik. Gayri ihtiyari gözlerimizden yaşlar aktı. O sırada Melik ayak üzerinde durdu.  Sonra yerine oturdu.

-    Sizin Allah'ınız hakkı için, bu sizin peygamberinizdir. Bir saat kadar bize dikkatli dikkatli baktı. Sonra dedi ki:

-    Bu resim bu sandığın en son gözündedir. Size göstermek için acele ettim, dedi. Daha sonra biz Melik'e sorduk:

-    Sen bu suretleri nerden buldun?

-     Enbiya   (Aleyhis-selâm)'ların hilyelerine ve nakşına muvafıktır.   Adem (Aleyhis-selâm) Allahu Teâlâ'dan evladından gelecek   Enbiyaların   suretlerini   kendisine   göstermesini   diledi.   Hakk Süphanehu onların suretlerini Adem (Aleyhis-selâm)'a gönderdi. Bunlar Adem'in hazinesinde idi. Mağrib taraflarından Îskender-Zülkârneyn oradan çıkardı.   Danyel   (Aleyhis-selâm)'e verdi. Danyel (Aleyhis-selâm)   onları birer Harir parçalarına tasvir etti, çizdi. Sonra biz Emir'ül-mü'minin   Ebû Bekir   Sıddık   (Radiyallahu   anhu)'in  yanına  geldik.   Her ne vaki ise hepsini kendisine naklettik. Emir'ül-mü'minin dahi ağladı.[9]  

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) peygamberlik geldikten sonra Kureyş'liler müslümanlara baskıyı artırmışlardı. Cübeyr bin Mutim (Radiyallahu anhu). Şam tarafına gidiyor. O diyarda bir mabede gittim. O mabedin ehl-i, kendi ulularına benden haber verdiler. Üç gün ona lâyık olduğunca hizmet edin diye ısmarladılar. Üç gün sonra benim hala mabedde olduğumu büyük­lerine  haber   verdiklerinde  benimle  görüşmek  için  çağırdılar.  Bana:

-    Ehl-i  Haram'dan  mısın? dediler.

-    Evet! dedim.

-    Peygamberlik davası eden şahsı tanır mısın? Ben:

- Evet dedim. Benimle başka bir mabede geldi. Burada birçok suretler resmedilmişti. Bana:

-    O peygamberlerin resmi burada var mı? dedi.

-    Olmadığını söyledim. Beni diğer bir mabede götürdü. Burada daha çok resimler vardı. Nazar ettim. Hazreti Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in suretini ve akabinde Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu   anhu)'in  resmini  gördüm.   Sordu:

-    Gördün mü? Ben:

-    Evet gördüm dedim ise de gönlümden hangisi olduğunu demeyim, bakalım ne söyler? derken; Rahib O'nun resmi budur diye parmağı ile gösterdi. Ben:

-    Evet, Allah hakkı için bu odur, dedim. Rahib:

-    Ben dahi şahitlik ederim ki; bu sizin sahibinizdir ve bu O Hazretten (Peygamberimiz -Sallal­lahu aleyhi vesellem-'den) sonra, O'nun halifesi olsa gerektir, diyerek Hazreti Ebû Bekir (Radiyal­lahu anhu)  resmini işaret etti.  Bunun üzerine Rahib:

-    Sen O'nu öldüreceklerinden korkarsın.  Ben:

-    Evet!   Şüphem öyledir;  Belki de şimdiye kadar öldürmüşlerdir,  dedim. Rahib:

-    Vallahi O'nu kimse öldüremez. Ama o kendisini öldürmek isteyenleri helak etse gerektir. Hakk Süphanehu ve Teâlâ elbette O'na zafer ve nusret verse gerektir.[10]

Kur'ân-ı Kerim'de; Tabud'un hakkında âyet ve birçok maceraları var.[11] O tabud'un içinde Kudret Helvası, Sultan Süleyman (Aleyhis-selâm)'in mührü, Musa (Aleyhis-selâm)'nın Asası ve bu altı ulu'l-azim peygamberlerin resmi vardır. Bu tabutu hangi kral götürdü ise gittiği yerde çok büyük hastalıklar oldu. Tabutu bir öküz arabasına koyup, şehirden dışarı sür­düler. Cebrail (Aleyhis-selâm), öküzleri araba ile beraber İsa (Aleyhis-selâm)'ya getirdi. O resim­ler evlattan evlada birçok eller değiştirerek bu padişaha kadar geldi. O tabutta ki diğer emanetler saklıdır.   Ahir zamanda Mehdi o tabutu çıkaracak.[12] O resimler şimdi İtalya'da patrikhanededir. Adem (Aleyhis-selâm), Nuh (Aleyhis-selâm), İb­rahim (Aleyhis-selâm), Musa (Aleyhisselâm), İsa (Aleyhis-selâm) ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in resimleridir.

Seyyid-i Ahmed Rufai Hz., Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şekli (eşgali, şe-maili)ni söylüyordu. İçlerinden bir âlim: "Ben kitapta okudum, senin dediğin gibi değil" deyince, Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.: İsterseniz ilk Adem'den son Adem'e kadar hepsinin fotoğraflarını size çizer gösteririm, buyurdu. Bu Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'nin çizmesi, göstermesi değildir. Adem (Aleyhis--selâm)'in duası kabul olunca Allahu Teâlâ hediye olarak altı ulu'l-azim peygamberlerin fotoğraflarını Cebra­il (Aleyhis-selâm) ile gönderdi. Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'de Cebrail (Aleyhis-selâm)'in vasıtasıy­la, O'nun yapması ile yaparım demek istiyor. Hz. Meryem'e cennetten devamlı yemek geliyordu. O Peygamber değil, ben-i İsrail Peygamberlerinden birinin (ümmetinin) Evliyası, Seyyid-i Ahmed Rufai Hz. de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetinin Evliyasıdır. O'nda Öyle hal olurda, böylesi bir hâl Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.de niçin olmasın?  O resim Cebrail (Aleyhis-selâm) vasıtasıyla Ahmed Rufâ-i Hazretlerine gelmez mi?

Hatta senin sevabını, günahını yazan melekler yaptığın günahın ve sevabın hepsinin fotoğra­fını, filmini çekiyor. En büyük elektronik cihazlar ahirette, mahşerde meydana çıkacak. Hem de elin, ayağın ve bütün azaların lisana gelip ben bunu yaptım diye suçunu itiraf edecekler. Fotoğra­fın, filmin ve elektronik cihazın daha çok gelişmişi ahirette insandadır. 1400 sene evvel Peygambe­rimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu haber vermiştir. Sofuluk yapıp "fotoğraf caiz değil, bizim dinimizde böyle birşey yok" diyorsun. Bir açıdan kendi dininin büyüklüğünü kendin yalanlıyor­sun. Aslında fen, bizim dinimizin büyüklüğünü meydana koyuyor. (Fen şimdi fotoğraf makinasını çıkarıyor. 1400 sene evvel Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vessellem) her halinin fotoğrafını, vidosunu melekler çekiyor. Elin ayağın dilin seni suçlandırıcı şahitlik yapacak buyuruyor.) Sen onu saklayıp,  aksini iddia ediyorsun.  Allah'u Teâlâ ayıktırsın, (Amin).

Bu şekilde olan fotoğraflar Rahmani'sidir. Günümüzde olan resimler, fotoğraflar zarureten taşınıyor. Çarşıdan aldığın herhangi bir eşyanın üzerinde, paranın tümünde, her çeşidinde fotoğraf var. Hatta euro, Suuidi Arabistan Riyalı, dolar ve benzeri paraların üzerlerinde de farklı kişilerin resimleri hatta kâfir papazlarının ve krallarının fotoğrafı var. Paranın üzerinde resim var diye yere atar mısın? Atmadığın gibi hem de çok sıkı sahip olursun. Pey­gamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

 “Dünyadan, dünyalıktan, dünya malının sizi aldatma­sından korkarım.”[13] buyuruyor. Allah’u Teâlâ'nın sevdiklerini Allah'u Teâlâ için sevin.[14] Sen, Allah'u Teâlâ'nın sevdiklerini sevme, dünya ve dünyalıktan sakınma, aksini yap. Bir âlimin ilminin hatırı için fotoğrafını evinde bulunduranlara, taşıyanlara mani ol. Resim parada olursa caiz de, ilminin hatırı için âlimin fotoğrafı olursa niçin caiz olmasın? Bizce en mühim Allah'u Teâlâ için, âhiret için olanıdır. Paranın üstündeki de ikinci sıraya gelir. Zaruret olduğundan onu da taşımak caizdir. Bazılarının kalbine Allah'u Teâlâ'nın sevgisinden başka birşey girmez.  Sen bundan ne anlıyorsun?  Kendini ona benzetmek, ona bakıp Sünnet-i Resûlullah'ı uygulayabilmek için, rüyada, huzurda görürse, o olduğuna kalbinin tam kanaat getirebilmesi için, evinde (o alimin) fotoğrafını hatıra olarak bulundurur, üze­rinde taşır. Ondaki maneviyat, manevi kazançtır. İtiraz edene göre de; Allah'u Teâlâ tarafından çok adi sayılan dünya malı ve parası daha önemlidir. Paranın üzerinde fotoğraf olduğunu bile bile en itinalı bir şekilde onu saklar, işte paraya önem verdiği kadar maneviyata, manevi âlimlere, Dîn-i mübinin hamili, (taşıyıcısı) olan, sıfat-ı subutiyenin ikincisi olan, ilim sıfatını üzerinde taşıyan alime önem vermiyorsun? Eğer mahzurlu ise para üzerindeki resim mahzurludur. Sünneti tam uy­gulayan bir âlimin fotoğrafına bakıp, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sünnetini uy­gulamak; saç, sakal, bıyığını, giyimini ona benzetmek için çektirilen, taşınan fotoğrafın ne mahzuru olabilir? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in fotoğrafı şimdi olsa, ona bakıp sünnet-i Resûlullah'ı, görerek onu tam uygulayabilmek için ve hatıra olarak taşır mısınız, yoksa yırtar ya­kar mısınız? Ben de o resim olsa, ömür boyu taşır, hem kendimi hem de bütün İslâmı Ona benzet­meye çalışırım. Şimdi hiç bir müslüman evvelki cahiller gibi Ona tapmak için O'nun resmini taşı­maz. Resmin mahzurlu yönüde tapmak için taşımaktır.

Baştan ayağa nur idi cismin

İki yüze yakın mübarek ismin

Olsada görseydik hatıra resmin

Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

[1] Muhtarü'l-Ehâdîsîn Nebeviyye, Hadîs No: 250, s. 186. Râmûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 3633.

[2] Sahih-I Buhari (107); Sahih-I Müslim (4206); Tirmizi (2202)

[3] Müzekki-n-Nüfus, Salah bilici yay. s.551.

[4] Râmûzu,l Ehâdîs Hadîs No: 6206; Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2166; Buhâri, Libas 91, 95; Müslîm, Libâs 87 (2105); Muvatta, Isti'zâ 8(2, 966, 967); Neseî, Zinet 112, 113 (8, 213); İbn-i Mâce, Libâs 45(3653); Kenzü'l-îrfan, Hadîs No: 985; Ahmed bin Hanbel, I, 326, 375, III.

[5] Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 6, Hadîs No: 980

[6] Kütüb-i Sitte, Cild 1, s.78; Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadîs No:   1554.

[7] Altı Parmak Kitab'ında geniş izah edilmiştir.

[8] Şevahıdü'n-Nübüvve,  s.  22

[9] Şevahidü-n-Nübüvve,   s.   23-25

[10] Şevahidü-n-Nübüvve,    s. 22

[11] Sure-i Bakara, Ayet 248

[12] İmâm-ı  Şa'rânî  «Ölüm-Kıyamet-Ahiret»,  Sayfa:447

[13] Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5749, Benzeri; Marifetnâme, Sayfa: 523 Benzeri.

[14] Riyazü's-Sâlihîn (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 380; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4070

FOTOĞRAFLARTÜMÜ

Bilal Babam
Hilmi Babam