KUR’ÂN OKUMANIN USÛLÜ VE ÂDÂBI

KUR’ÂN OKUMANIN USÛLÜ VE ÂDÂBI:

A. Kur’ân okunurken genel olarak şu üç şeye dikkat edilmelidir:

1- Kur’ân sırf Allah rızası için okunur ve okunurken de Allah’tan korkarak okunmalıdır.

Bu hususta Ebû Mûsâ el-Eş’arî (Radiyallahu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: 

اَحْسَنُ النَّاسِ قِرَائَةً اَلَّذِى اِذَا اَرَأَيْتَهُ يَخْشَى اللّٰهَ (العسكرى وابو موسى فى الصحابة عن اَبِى مُوسَى اَلْاَشْعَرِى)

“İnsanların en iyi Kur’ân okuyanı, onu Kur’an okurken Allah’tan korkar görürsün.”[1]

2- Kur’ân okurken, güzel bir kaide ile tane tane okumak gerekir. Fakat bunu yaparken gösterişten, ehl-i kitabın okuyuşu gibi şarkı makamında okumaktan sakınmalıdır.

Sûre-i Müzzemmil, Âyet 4’te Allah’u Teâlâ buyuruyor ki:

“Kur’ân’ı güzel bir kaide ile tane tane oku.”

Bu âyette de geçtiği üzere Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) Kur’ân’ı tane tane ve yavaş yavaş okurdu.

Sahih-i Buhârî’de Enes (Radiyallâhu anhu)’dan nakledildiğine göre, ona Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’in Kur’ân’ı nasıl okuduğu sorulunca buyurdu ki:

كَانَتْ مَدًّا ثُمَّ قَرَأَ {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} يَمُدُّ بِبِسْمِ اللَّهِ وَيَمُدُّ بِالرَّحْمَنِ وَيَمُدُّ بِالرَّحِيمِ (خ عن انس)

“Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) Kur’ân’ı uzatarak okurdu, dedi. Sonra Enes (Radiyallâhu anhu): “Bismillâhirrahmânirrahîm” dedi ve her kelimeyi uzatarak okudu.”[2]

Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde nakledildiğine göre, Ümmü Seleme (Radiyallâhu anhâ)’ya da Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’in kıraatından sorulunca, buyurdu ki:

كَانَ يُقَطِّعُ قِرَاءَتَهُ آيَةً آيَةً (حم عن ام سلمة)

“Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) Kur’ân okurken her âyette durarak okurdu. Okur sonra dururdu. Sonra okur tekrar dururdu.”[3]

Kur’ân-ı Kerîm’i okurken sesiyle güzelleştirmek de sünnettir. Zîrâ Berâi ibn-i Âzib (Radiyallahu anhu)'den nakledilen Hadis-i Şerif’te Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

زَيِّنُوا الْقُرْآنَ بِأَصْوَاتِكُمْ (حم د ن حب ك عن البراء بن عازب)

“Kur’ân’ı sesiniz ile ziynetlendiriniz.”[4]

İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

لِكُلِّ شَيْءٍ حِلْيَةٌ، وَحِلْيَةُ الْقُرْآنِ الصَّوْتُ الْحَسَنُ (عب ك خط ض ابوا نعيم عن ابن عباس)

“Her şeyin ziyneti vardır. Kuranın ziyneti de güzel sestir.”[5]

Buhari’de Ebu Hureyre (Radiyallahu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyur­muştur:

لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَتَغَنَّ بِالْقُرْآنِ (خ عن ابى هريرة)

“Kur’ân-ı Kerim ile güzel teğanni et­meyen bizden değildir.”[6]

Sahabe-i Kiram’dan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Kur’an okurken tertil ve tercih eylerdi. Üç kere eee derdi” diye rivayet edilmiştir.

Ulemâ (Rahmetullâhi Teâlâ) bu konuda çok ihtilaf ettiler. Teğannî, iki çeşittir. Biri; kişin içinden geldiği gibi özenerek okumasıdır. Yani başka birisinin okumasını taklit etmeden, özenerek kendi içinden geldiği gibi bir makam üzere okumasıdır. Bu caizdir. Selef (Rahmetullâhi aleyh)’in, yaptıkları ve söyledikleri teğannî bu mânâdadır. Böyle okuyanda ve dinleyenlerde etkilenme ve ruhta safâ hâsıl olur. Bu okuyuş makbuldür.

Diğeri de: Taklit, talim ve idman ile hâsıl olan okuma şeklidir. Yani kişi içinden geldiği gibi değil de başka birilerini taklit ederek, onların izahatı doğrultusunda aynı nota ile şarkı türkü okumak gibi tâlim ile okumasıdır. Bu türden olan uygulamayı Selef (Rahmetullâhi aleyh) kerih görüp ayıplamışlardır.

Bu hususta Ebu Davud’da Câbir (Radiyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, o şöyle anlatmıştır:

خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ  وَنَحْنُ نَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَفِينَا الْأَعْرَابِىُّ وَالْأَعْجَمِىُّ فَقَالَ اقْرَؤُا فَكُلٌّ حَسَنٌ وَسَيَجِيءُ أَقْوَامٌ يُق۪يمُونَهُ كَمَا يُقَامُ الْقِدْحُ يَتَعَجَّلُونَهُ وَلَا يَتَأَجَّلُونَهُ  (د عن جابر)

“Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem), bizler Kur’ân okuyorken yanımıza çıktı. Aramızda Arap da vardı, Arap olmayan da vardı! Şöyle buyurdu: Okuyun, her okuyuş güzel­dir. İlerde bir kavim gelecektir ki bunlar, Kur’ân’ın kelime ve lafızlarını, okun yontulması gibi yontacaklar. Ondan hâsıl olan ecri ahirete bırakmayıp dünyada iken okuduklarının karşılığını alacaklar.”[7]

Bu Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem): “Okuyun, her okuyuş güzel­dir” diye buyurarak; Arap olmayanların, Kur’ân’ı okurken özenerek okuduklarında, her ne kadar bir Arap gibi tam olarak okuyamaz iseler de, Allah katında aynı mükâfatı alacaklarına dikkat çekmektedir.  Bu sebeple bir kimsenin Kur’ân okurken, bildiği kadarıyla ve dilinin döndüğü ölçüde özenerek Allah’u Teâlâ’dan korkarak okuması gerekir.

Aslolan Allah’ın rızâsını gözetmektir. Nitekim bu hususta Mevlâna Celâleddin er-Rûmî Hazretleri, Mesnevî adlı eserinde şu hâdiseyi anlatmaktadır:

Hz. Bilâl-i Habeşî, ezan okurken ″Hayye″ kelimesini ″Heyye″ diye telaffuz ederdi (kendisi Habeş asıllı olduğu için ″hâ″ harfini bir Arap gibi telaffuz edemezdi). Bâzı münâfıkler geldiler ve Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’e hitâben: ″Ey Allah’ın Nebîsi ve Resûlü! İslâm binasının kurulduğu bu zamanda böyle bir hatâ doğru değildir. Bilal’dan daha fasîh bir müezzin tayin et! Zîrâ ″Hayye″ kelimesininin doğru ve mahrecinden okunmaması ayıptır″ dediler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) hiddetlendi ve Allah’u Teâlâ’nın gizli alametlerinden bir iki işaret söyledikten sonra: ″Bilal’in ″Heyye″ demesi, Allah’ın katında mahrecinden söylenen yüzlerce ″Hayye″den ve boş sözlerden daha makbuldür. Fitne çıkarmayın, gidin ki, ben de sizin sırrınızı açığa çıkarıp önünüzü ve sonunuzu söylemeyeyim″ buyurdu. Bu olayı anlatırken Hz. Mevlânâ: ″Eğer sözün eğri, niyetin doğru olursa, o lafız eğriliği Allah katında makbuldür″ diye buyurmuştur.[8] İşte ibâdette aslolan samimiyettir; kişi samimi olursa, bu türden hatâları Allah’u Teâlâ tam kabul eder.

Bu hususta Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Sultan-ı Enbiyâ (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyurdu ki:

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَنْظُرُ اِلَى أَجْسَادِكُمْ وَلَا اِلَى صُوَرِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ اِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَشَارَ بِأَصَابِعِهِ اِلَى صَدْرِهِ (م عن ابو هريرة)

“Allah’u Teâlâ sizin sûretinize, amelinize bakmaz; kalbinize, niyetinize bakar. Sonra Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) parmaklarıyla göğsünü işaret etti.”[9]

Yine bu hususta Beyhaki’de Ebû Saîd el-Hudri (Radiyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ وَسَلُوا بِهِ الْجَنَّةَ قَبْلَ أَنْ يَتَعَلَّمَهُ قَوْمٌ يَسْاَلُونَ بِهِ الدُّنْيَا فَاِنَّ الْقُرْآنَ يَتَعَلَّمُهُ ثَلَاثَةُ نَفَرٍ رَجُلٌ يُبَاهِى بِهِ وَرَجُلٌ يَسْتَاْكِلُ بِهِ وَرَجُلٌ يَقْرَاُهُ لِلَّهِ (ابن النصر هب عن سعيد الخدرى)

“Kur’ân öğrenip de onunla dünyayı isteyecek olan kavimden önce davranın.  Kur’ân-ı Kerim’i öğrenin ve siz onunla cenneti isteyin. Çünkü Kur’ân-ı Mübin’i şu üç sınıf insan öğrenir: 1. Onunla övünmek için öğrenen kişi. 2. Onunla maddi menfaat elde etmek isteyen kişi. 3. Onu sadece Allah için okuyacak olan kişi.”[10]

Diğer bir rivayette; Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden ki Kur'ân okumakta olan bir takım kavimler gelecek ve: Benden daha güzel (Kur'ân) okuyan var mı? Benden daha iyi bilen var mı? diye meydan okuyacaklar. Onlar ateşin yakacağıdır.“[11]

3- Kur’ân-ı Kerîm, Arapça ve mümkün olduğu kadar usulüne uygun olarak okunur. Tecvid de Kur’ân okuma usulüdür. Yani Kur’ân-ı Kerim’i Arapça ve usulüne uygun olarak güzel ve tane tane okuyabilmek için konulan kurallar, demektir.

Bu hususta Huzeyfe (Radiyallahu Anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

اِقْرَؤُا الْقُرْآنَ بِلُحُونِ الْعَرَبِ وَأَصْوَاتُهَا وَاِيَّاكُمْ وَلُحُونَ أَهْلُ الْفِسْقِ وَأَهْلُ الْكِتَابَيْنِ وَسَيَجِيئُ قَوْمٌ مِنْ بَعْد۪ى يُرَجِّعُونَ الْقُرْآنَ تَرْجِيعُ الْغِنَاءِ وَالرَّهْبَانِيَّةَ وَالنَّوْحُ لَا يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ مَفْتُونَةُ قُلُوبِهِمْ وَقُلُوبِ الَّذِينَ يُعْجِبُهُمْ شَأْنَهُمْ (طس هب عد عن حذيفة)

“Kur’ân’ı Arapça ve usulüne uygun olarak okuyun. Ehl-i Kitab’ın ve fasıkların makamı ile okumaktan sakının. Benden sonra bir kavim gelecek, onlar Kur’ân’ı şarkıya ve ruhbanların ilahilerine benzer ve ölülerin başında yakınıp ağlayanların nağmelerini andıran bir şekilde okuyacaklar, okudukları Kur’ân boğazlarından kalplerine geçmeyecek. Onların kalpleri ve onların halini beğenenlerin de kalpleri fitne ile dolmuş olacaktır.”[12]

İşte anlaşıldığı üzere Kur’ân, Arapça ve mümkün olduğu kadar usulüne uygun olarak okunur. Kur’ân okurken kasıtlı olarak veleddallîn’i velezzâllin, şeytânirracîm’i şeydânirracîm gibi yani ″Dad″ harfini ″Zı″ haffinin ″Tı″ harfini de ″Dad″ harfi gibi okumak çok büyük hatadır. Bu şekilde Kur’ân okunmaz.

Kur’ân okuyanlar hakkında Tabiinden el-Hasan’ül-Basri Hazretleri (ö. 110/726) şöyle buyurmuştur:

Kur’ân okuyucuları üç gurupta mütalaa edilir:

1. Bir gurup vardır ki, bunlar Kur’ân kıraatini geçimlerine vasıta yapıp bu yoldaki kazançlarıyla hayatlarını sürdürürler. Bunlar dilenci gurubudur.

2. Diğer bir gurup vardır ki, bunlar bütün tecvid kaidelerine de uyarak okumayı başarırlar, ama Kur’ânla amel etmezler, onu istismar ederek halkın kendilerine rağbetini sağlarlar. Devlet adamlarının bu sayede teveccühlerini elde ederler. Bu sınıfın çoğunu hafızlar teşkil eder. Allah onların sayısını arttırmasın.

3. Diğer bir gurup Kur’ân okuyanlar vardır ki, onlar Kur’ânın ilahi feyzine yönelmişlerdir. Kalplerine arız olan hastalıkları bu feyizle tedavi ederler, daima Allah’tan sakınırlar. Şiarları ciddiyet ve vakardır. Allah onları rahmetiyle taltif etsin ve düşmanlarına üstün kılsın. Ancak, Allah’a yemin ederim ki Hamele-i Kur’ân’ın (Âlimlerin) bu sınıfından olanlar parmakla gösterecek kadar azdır ve her biri bir değerdir.[13]

B. Kur’ân okurken ve dinlenirken uyulması gerekenler de genel olarak şöyledir:

1- Kur’ân okunacağı zaman eûzu-besmele çekerek başlanmalıdır. Bu hususta Allah’u Teâlâ, Sûre-i Nahl, Âyet 98’de:

Ey Habîbim! Kur’ân okumak istediğin vakit, Allah’ın dergâhından kovulmuş olan şeytandan Allah’u Teâlâ’ya sığın″ diye buyurmuştur.

Ahmed b. Hanbel’in Müsned adlı eserinde Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

كُلُّ كَلَامٍ أَوْ أَمْرٍ ذِى بَالٍ لَا يُفْتَحُ بِذِكْرِ اللّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ فَهُوَ أَبْتَرُ أَوْ قَالَ أَقْطَعُ (حم عن ابى هريرة )

“Her söze ya da önemli bir işe Allah’ın zikriyle (besmeleyle) başlanmazsa, o işin sonu kesik olur.”[14]

2. Kur’ân-ı Kerîm’in; hem kendisine, hem okurken ve hem de dinlerken saygı ve hürmetle hareket edilmelidir.

Kur’ân, bizzat Allah’u Teâlâ’nın kelâmı olduğu için ona temiz olanlardan başkası dokunamaz. Bu hususta da Allah’u Teâlâ Sûre-i Vâkıa, Âyet 79’da: “Ona, temiz olanlardan başkası dokunamaz” diye buyurmuştur. Yani Kur’ân’a ancak cünüplükten, abdestsizlik gibi mânevi pisliklerden temizlenmiş olanlar el sürebilir, demektir. Bu sebeple Abdestsiz, cünüp, hayızlı ve nifas halinde olanların Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmaları câiz değildir.

İmam Mâlik’in Muvatta adlı eserinde nakledilen bir Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem), Amr b. Hazm’e yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuştur:

لَا يَمَسَّ الْقُرْأنَ اِلَّا طَاهِرٌ (الموطا عن عمرو بن حزم)

″Kur’ân’a, temiz olanlardan başkası dokunmasın.″[15]

Bu sebeple Kur’ân, en az göbek hizasının üzerinde bir yerde muhafaza edilir ve okurken de, dinlerken de bu hususa dikkat edilmelidir.

Yine Kur’ân okunurken, onu dinlemek gerektiği hakkında da Sûre-i A’raf, Âyet 204’te Allah’u Teâlâ buyuruyor ki:

“Ey Mü’minler! Kur’ân okunduğu vakit dinleyiniz ve sukût ediniz. Tâ ki Allah’ın rahmetine nâil olasınız.”

Bu Âyet-i Kerîme’ye göre, Kur’ân okunduğu zaman, onu duyar duymaz; hemen sesi kesip dinlemek bütün Mü’minler üzerine farzdır. Bundan dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerîm’i okumak sünnet, fakat dinlemek ise farzdır.

Bu hususta Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

مَنْ اسْتَمَعَ إِلَى آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ تَعَالَى كُتِبَ لَهُ حَسَنَةٌ مُضَاعَفَةٌ وَمَنْ تَلَاهَا كَانَتْ لَهُ نُورًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ (حم عن ابى هريرة)

“Kim, Allah’ın kitabından bir âyet dinlerse, onun için kat kat sevap yazılır. Kim onu okursa, mahşer günü kendisi için bir nûr olur.”[16] 

Sahih-i Müslim’de Abdullah İbn-i Mes’ud (Radiyallâhu anhu)’dan nakledilen Hadis-i Şerif’te, o zât da şu hâdiseyi anlatmaktadır:

“Bir defa Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem), bana Kur’ân oku, diye emretti. Ben de: Yâ Resûlallah! Kur’ân sana indirildiği halde ben onu sana nasıl okurum? deyince buyurdu ki:

- Ben Kur’ân’ı başkasından işitmeyi çok severim. Bunun üzerine ben de Nisâ Sûresi’ni okumaya başladım. Nihâyet:

Her ümmeti Peygamberleri kendilerine şâhit olarak mahşere getirdiğimiz vakit ve Yâ Muhammed! Seni de bunların şâhidi olarak getirdiğimiz vakit, inkâr eden kâfirlerin hâli nasıl olacaktır,”  diye geçen Sûre-i Nisâ, Âyet 41’e ulaşınca:

رَفَعْتُ رَأْسِي أَوْ غَمَزَنِي رَجُلٌ إِلَى جَنْبِي فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَرَأَيْتُ دُمُوعَهُ تَسِيلُ (م عن عبد الله)

- Başımı kaldırdım yahut birisi yanımı dürttü de başımı kaldırdım. Gördüm ki; Resûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’in gözyaşları akıyordu.”[17]

 

[1] Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 6386; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 202.

[2] Buhârî, Fedâil’ul-Kur’ân 29.

[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 25371; Sünen-i Ebû Dâvud, Huruf 1.

[4] Ebû Dâvud, Hadis No: 1256; Nesâi, Hadis No: 1005.

[5] Müsned-i Abdurrezzak, Hadis No: 4173; Taberânî, Mu’cem’ul-Evsat, Hadis No:  7744; Râmuz’ul-Ehâdis, Hadis No:  4335.

[6] Buhârî, Tevhid 44; Ayrıca bakınız: Ahmed bin Hanbel, Müsned,  Hadis No: 1396,1430

[7] Ebû Dâvud, Salat 139; Rudânî, Câm’ul-Fevâid, Hadis No: 7352

[8] Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî’nin,  Mesnevî’de 7900-7908’uncu beyitlerine bakınız.

[9] Sahih-i Müslim, Birr 33. Ayrıca bkz: İbni Mâce, Zühd 9.

[10] Beyhakî, Şuab’ul-İman, Hadis No:2523, Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadis. No:3185

[11] İmâm-ı Şa'râni, Ölüm-Kıyâmet Ahiret, Hadîs No: 441, s. 273

[12] Taberanî, Mu’cemu’l-Evsat, Hadis No: 7430; Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 2541; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1086.

[13] Ebû Şa’me, el-Mürşid’ul-Veciz, s. 209; Dr. Tayyar Altıkulaç, Yüce Kitabımız Hz Kur’ân, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s. 57-58.

[14] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Mektebet’üş-Şamile, Hadis No: 8355.

[15] İmam Mâlik, Muvatta, Kitab’ul-Kur’ân 1.

[16] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 8138.

[17] Sahih-i Müslim, Salat’ul-Musafirin 40 (247); Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih, Hadis No 1693.

 

FOTOĞRAFLARTÜMÜ

Bilal Babam
Hilmi Babam