Nikah ve Cenaze
Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir
Diyanet İşleri Başkanlığının Görüşü
Bu hususta Diyanet işleri başkanlığının bu konu ile ilgili bir tamim neşredilmiştir. Eski adı ile “Müşavere” yeni adı ile
“Yüksek din kurulu”olan bu ilmî müessesenin kararını aşağıya alıyoruz:
Diyanet İşleri Başkanlığı
Müşavere kurulu : 22
Tarih : 15. 1. 1965
Yüksek başkanlıkça 6.1.1965 tarih ve 519-1306 sayılarla kurulumuza havale buyurulan Devir ve İskat hakkındaki Dutluca Nahiyesinden Mahmut Tuncer ve Kırık
Kale’den Mühimmat fabrikası puvantörü Rıza Civgöz’ün 29.12. 1964 günü dilekçeleri incelendi :
Kur’an-ı Kerim’de özür dolayısı ile tutulamayan oruçlar için (fidye) verilmesi emrolunmuş ise de kılınamayan namazlar için böyle bir emir gelmemiş; Peygamberimiz efendimiz tarafından da bildirilmemiştir. Esasen namazın kaza edilmesi orucun kaza edilmesinden daha kolay olduğu gibi bir insan vücutca ne kadar halsiz olsa imâ ile de namazı caizdir. Özür sahibi ise her namazda abdest alabilir. Hulasa oruç ile namazı aynı şekilde mütalaa etmek mümkün değidir. Peygamberimiz uzun yıllar namaz kılmayan için “Namazı terk eden kimseden Allah’ın zimmeti kalkar. (Yani onu Allah korumaz Peygamber şefaatte bulunmaz) buyurdukları nazarı dikkate alınarak, bu ağır durumun para ile düzelmesi düşünülemez. Sonra zenginin namaz borcunu para ile ödediği kabul edilse, parası olmayan fakir ne yapacaktır.
Ancak bazı kazaya kalmış namazların müddeti hayatında kılınmamış ve son nefesinde bu borcunu müdrik olarak kefaret için malını vasiyet eden musalli bir insan hakkında, zayıf bir rivayete dayanan bir söze göre İmam Muhammed’in bulduğu çare böyle mahduıt namaz borçlarını, oruç borcuna ilhak etmek tarzında olmuştur. Bu husus diğer Hanefi İmamları ile başka mezheplerin hiç birisi tarafından kabul edilmemiştir.İmam Muhammed’in bu sözü kesin bir hüküm taşımaz. Esasen bu husus Cenab-ı Hakkın kabulünü ümit etmek yolunda olup; namaz borcundan tamamen ibrayı tazam-
mun etmez. Böyle bir durumda vasiyet edilen para, mahdut namaz borcuna kifayet edebilir. Meselâ 100 namaz borcu olsa, 250 lira kadar bir para verilir. Bunun aynen fakirlere tasadduk edilmesi kabildir. Fakat 20 sene namaz kılmamış bir insanın üzerinde 36.500 namaz borcu olduğundan bunu ödemek için 91.250 liraya ihtiyaç hasıl olur. Böyle külliyetli bir para kolayca verilemiye-
ceği için de devir yapmak zarureti meydana gelir. Vasiyet edilen para 2000 lira ise 45 defa yapılması icap eden devir, cidden gülünç bir hal arzeder. İlmi her şeyi muhit olan Cenab-ı Hakka karşı böyle bir tutumla namaz borcundan sıyrılmağa kalkışmak namazın hikmeti teşriiyesi ile asla bağdaşamaz.
Devrin asıl feci şekli köylerde fakir insanların ölümünde vukua gelir. Cenaze evine gelen her köy imamının teklifi ile evde bulunan kap-kacak, çift hayvan vesairenin satılarak devir yapıldığı bazı şikayetlerden anlaşılmaktadır. Bu yüzden ölenin çoluğu çocuğu büsbütün yoksullaştığında şüphe yoktur. Bundan faydalanan insanlar büyük bir vebal altına girerler. Allah’ın gazabına uğrarlar. Binaenaleyh, ıskat’ı-salat geleneğinin, ancak mahdut namaz borçlarına kefaret olarak vasiyet edilen miktarın devirsiz tasadduk edilmesi, bundan gayrı yapıla gelen devrin ne Kur’an-a, ne sünnet’e, ne icmâ
’i- Ümmete, selef’i-salihinin tutumuna uygun olmadığının müftülüklere tebliği ve dilekçe sahibine de bu yolda kısa bilgi verilmesi muvafık olacağı mütalaasında bulunduğumuzun Yüksek Başkanlığa arzına karar verildi.
15. 1. 1965
(Mukadder yolculuk Sayfa 233-242 arasından alınmıştır.)