ŞEYHE RABITA ETMEK

ŞEYHE RABITA ETMEK

Şeyhe Rabıta Etmek, Onu Putlaştırmak Olmaz mı?

Rabıtada şeyhini düşünmek, onu putlaştırmak olmaz mı? Allah ile kul arasına girilmez, şeyh diye bir şey yok, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesllem) dahi şefaat edemez, keramet diye bir şey yoktur, gibi sözler şeyhleri ve tasavvufu tamamen inkar eden batıl mezheplerin özellikle de vahhabilerin insanları yanlışa yönlendirip zihinleri karıştırmak için söyledikleri sözler olup onların batıl görüşleridir.

Bu batıl görüşte olanlar özellikle bu rabıta hususunda, Sure-i Fatiha âyet 5’te:

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ.

 “Allah’ım! yalnız sana ibadet ederiz, sana sığınırız,” olan bu âyet-i kerime’ye “Allahım! Yalnız sana kulluk ederiz ve senden meded umarız,” deyip manayı çarpıtarak; Peygamberlerden ve büyük zatlardan yadım istemenin şirk olduğunu ve bu sebepten insanların küfre girdiğini söylemektedirler. Yine bunlar bu Âyet-i Kerimeden mana çıkarır da şeyhlere teveccüh, rabıta etmeyi de inkar ederek yasaklarlar. Halbuki aşağıdaki ayetin manasını düşünmezler.

Sure-i Tevbe, Ayet 119:

يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا  مَعَ الصَّادِقِينَ.

“Ey Mü'minler! Allah'tan korkunuz ve sadıklar ile beraber olunuz.”[1]

Bu emir hem zahir, hem batınadır. Yani sadıklar ile beraber olunuz demek; sırrı aşikare muhakkak ehli olanlara açıktır. Zahiren vaazlarında, nasihatlarında bulununuz. Batında onların batını Hakk'a ve Resulullah'a vasıl olmuştur. Onun için onlar her  vakitlerde kalplerini huzuru ilahiyeden ve huzuru Resulullah'tan ayırmazlar. Sadıklar demek budur. Hakk'ın sadık kullarıdır. Bizde teveccüh ve Rabıta ile onlardan batında huzuru Hakk'a ve Resulullah'ta beraber olup ayrılmayız. Ne yapayım anlayana bu sözler yeter. Anlamayana kurşundan beter. Anlayana bir söylesem yüz olur, anlamayana bin söylesem az olur. İşte böylece Hakkın emrini yerine getirmelidir.

Halbuki; aşağıdaki Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şeriflere göre, Peygamberlerden ve büyük zatlardan yardım istenmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü onlar; Hakk’a yakın olmak yolunda, insanlara vesile ve sebeptirler.

Sure-i Kehf, âyet 65-66:

فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا ﴿٦٥﴾ 

قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا.

“İlm-i ledünü öğrenmek için Musâ (aleyhis-selam): Allah’u Teala’nın, “kendisine ilmi ledün verdiğimiz kullarımızdan bir kul” diye tabir ettiği kul’u (Hızır –aleyhis-selam’ı-)  bularak, sana öğretilen ilmi bana da öğretmen için sana tabi olayım mı? dedi.

Allah’u Teala istese, bu ilmi Musâ (Aleyhis-selam)’a bir anda verebilirdi. Ancak bu ilmi öğrenebilmesi için bir kulunu vesile kılmıştır.  

Sûre-i Maide, Ayet 35:

يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُوا اِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ 

تُفْلِحُونَ.

“Ey Mü’minler Allah’tan korkunuz. O Hakk Celle ve Alâ Hazretlerine yakınlık için vesile arayınız ve onunla da mücahede yolunda çalışınız ki, felah bulasınız (kurtuluşa eresiniz).”

Sûre-i Kehf, Ayet 84:

“Her şey için bir sebep vardır.”

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’i vesile ederek dua etmeyle ilgili Tirmizi ve nesai’de sahih olarak nakledilen Hadis-i Şerif:

روى الترمذى حديثا صحيحًا عن النبى صلى الله عليه وسلم أنه علم رجلا أن 

يدعو فيقول‏: اَللّٰهُمَّ اِنِّى أسألك وَأَتَوَسَّلُ اِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ نَبِىِّ الرَّحْمَةِ يَا مَحَمَّدُ 

يَا رَسُولَ اللّٰهِ اِنِّى أَتَوَسَّلُ بِكَ اِلَى رَبِّى فِى حَاجَتِى لِيَقْضِيَهَا لِى اَللّٰهُمَّ شَفِّعْهُ فِىَّ. 

(عن عثمان بن حنيف‏ وروى النسائى نحو هذا الدعاء)

Bir sıkıntısından dolayı Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’den dua isteyen bir adama, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesllem) şöyle dua etmesini söylemiştir: “Allahım! Ben Rahmet Peygamberi olan senin nebin Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)’i vesile ederek senden istiyorum. Ya Muhammed! Yâ Rasulallah! Ben seni vesile ederek Rabbimden hacetimin hallini istiyorum. Allahım onu bana şefaatçi yap.”[2]

Yine bu vesile hakkında Hadis-i Şerif:

اِذَا أَضَلَّ أَحَدُكُمْ شَيْئًا أَوْ أَرَادَ أَحَدُكُمْ غَوْثًا وَهُوَ بِأَرْضٍ لَيْسَ بِهَا أَنِيسٌ فَلْيَقُلْ: يَا 

عِبَادَ اللّٰهِ أَغِيثُونِى يَا عِبَادَ اللّٰهِ أَعِينُونِى فَاِنَّ لِلّٰهَ عِبَادًا لَا يُرَاهُمْ. (طب عن عتبة 

بن غزوان)

“Biriniz herhangi bir yerde yolunuzu, şaşırırsanız, bir şeyde yardımcı, muhafaza edici arayıp bulamadığınız zaman, hiç kimsenin size yoldaş, arkadaş olmadığı, çaresiz kaldığınız yerde deyiniz ki: Ey Allah’u Teâlâ'nın has kulları! Beni muhafaza ediniz. Ey Allah’u Teâlâ’nın has kulları! bana yardım ediniz. Çünkü Allah'u Teâlâ'nın öyle kulları var ki onlara yardıma gelirler, görünmezler.”[3]

Yağmur kıtlaştığında Sahabe-i Kiram’ın önerisiyle Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesllem)’in amcası Abbas (Radiyallahu anhu)’yu minber üzerine oturtup kendiside yanına oturup onu vesile ederek yağmur duası yaptığına dair Buhari’de rivayet edilen Hadis-i Şerif:

أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ كَانَ اِذَا قَحَطُوا اسْتَسْقَى بِالْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ 

اللّٰهُمَّ اِنَّا كُنَّا نَتَوَسَّلُ اِلَيْكَ بِنَبِيِّنَا فَتَسْقِينَا وَاِنَّا نَتَوَسَّلُ اِلَيْكَ بِعَمِّ نَبِيِّنَا فَاسْقِنَا قَالَ 

فَيُسْقَوْنَ. (خ طب عن انس)

“Yağmur kıtlaştığında Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesllem)’in amcası Abbas (Radiyallahu anhu)’yu vesile ederek: Yâ Rabbi! Bizler Rasulullah Efendimiz (hayatta iken) vesilesiyle senden yağmur isterdik de bize yağmur ihsan ederdin. Şimdi de Resul-i Kiram Efendimizin amcası Abbas’ın vesilesiyle bize yağmur ihsan et, diye dua ederdi. Enes (Radiyallahu anhu) der ki: Bu duayı edince hemen yağmur yağardı.”[4]

 İşte bu deliller açıkça göstermektedir ki, Ehl-i Sünnet itikadına göre, peygamberlerin ve büyük zatların hürmetine onları vesile ederek Allah’u Teâla’dan istekte bulunmak caizdir.

Rabıta’yı, tasavvuf uleması yazdıkları eserlerde Ayet-i Kerim’e ve Hadis-i Şeriflerden bir çok deliller getirerek açıklamışlardır. Bu konu hakkında müstakil kitap bile yazan ulemalar olmuştur. Netice itibariyle ehl-i sünnet uleması Allah’u Teala’yı, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’i, mürşid-i kamilleri, ölümü rabıta etmeyi caiz görmüşler ve buna asla karşı çıkmamışlardır. Biz konuyu fazla uzatmamak için bu konu hakkındaki delillerden bazılarına yer vereceğiz.

1. Sure-i Al-i İmran Âyet 200:

يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! Sabredin, sabır hususunda yarışın ve rabıta edin. Allah’u azim’üş-şan’dan korkun ki felah bulasınız.”

Bu Âyet-i Kelime geçen rabıta kelimesinin sözlük anlamı: Bağ, irtibat ve vuslat manalarına gelir. Kavram olarak da, kişinin sevdiğine gönülden manevi olarak bağlanması veya bağ kurması anlamına gelir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’e ve mürşidi kamillere olan rabıta da bu anlamdadır.

2. Rasulullah (Sallallahu teala aleyhi vesellem) Efendimiz hazretleri, bir gün İmam Ali (Radiyallahu anhu) Efendimize:

- Yâ Ali Sana bir yol tarif edeyim onunla hakka vasıl olasın deyip, Yâ Ali!

غَمِضْ عَيْنَيْكَ وَاسْمَعْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ قُلْ اَنْتَ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ وَاَنَا اَسْمَعُ فَقَالَ النَّبِىُّ 

عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ  ثَلٰثَ مَرَّاتٍ مُغَمِّضًا عَيْنَيْهِ رَافِعًا صَوْتَهُ ثُمَّ 

هٰكَذَا قَالَ عَلِىٌّ وَالنَّبِىُّ يَسْمَعُ.

“Gözlerini kapa, dizlerini dizlerime dayayarak otur (kalbini kalbime tut). Ben üç kere; yüksek sesle lâ ilâhe illallah derim, sen dinle,sonra sen yüksek sesle söyle, ben dinleyim, (taki kalbine tevhidin nuru aşılansın),“[5] diyerek kalbini kalbine rabt etmesini yani bağlamasını söylemiştir.

3. Bu konuda Buhari ve Müslim’de sahih olarak nakledilen Hadis-i Şerif:

مَنْ رَآنِي فَقَدْ رَأَى الْحَقَّ (خ عن ابى قتادة)

“Her kim beni gördü; muhakkak Hakkı gördü.”[6]

4. Yine Taberânide sahih olarak şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:

مَنْ فَارَقَ عَلِيًّا فَارَقَنِى وَمَنْ فَارَقَنِى فَقَدْ فَارَقَ اللَّهَ (طب عن ابن عمر)

“Her kim Âli’yi fark eyledi, beni fark eyledi. Her kim beni fark etti; Allah’u teâlâ’yı fark eyledi.”[7]

5. Hz. Hasan (Radiyallahu anhu)’dan nakledilen şu Hadis-i Şerif’e göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’e salatu selam getirerek onu tefekkür etmekte bir rabıtadır:

عَنْ حَسَنِ ابْنِ عَلِىٍّ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ سَأَلْتُ خَالِى هِنْدَبْنِ اَبِى هَالَةَ وَكَانَ 

وَصَّافًا عَنْ حِلْيَةِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاَنَا اَشْتَهِى اَنْ يَصِفَ لِى مِنْهَا 

شَيْئًا اَتَعَلَّقُ بِهِ فَقَالَ:... 

“Dayım Hind b. Ebi Hale Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in hizmetiyle şeref bulduğu için onun evsafını gayet güzel biliyordu. Bu sebepten Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in şekil ve şemailini ondan sordum. Dedim ki: Rasulullah Efendimizin özelliklerini inceleyip, onunla kalbi bir bağ (rabıta) kurmam için onu bana tasvir etmeni istiyorum…,”[8] demesi de rabıta’ya delildir.

6. Yine bir çok hadis kitaplarında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’den Hadis-i Şerif nakleden sahabe-i kiram’ın: 

كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ...

“Şimdi onu görüyor gibiyim,”[9] demeleri de rabıtaya delildir.

7. Taberânî, İbn-i Abbas (Radıyallâhu anhuma)'dan şu Hadis-i Şerifi nakleder:

أَنَّ رَجُلا أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ , فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ , إِنِّي لأُحِبُّكَ

حَتَّى إِنِّي لأَذْكُرُكَ , فَلَوْلا أَنِّي أَجِيءُ فَأَنْظُرُ إِلَيْكَ ظَنَنْتُ أَنَّ نَفْسِي تَخْرُجُ فَأَذْكُرُ 

أَنِّي إِنْ دَخَلْتُ الْجَنَّةَ صِرْتُ دُونَكَ فِي الْمَنْزِلَةِ فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَيَّ وَأُحِبُّ أَنْ أَكُونَ 

مَعَكَ فِي الدَّرَجَةِ فَلَمْ يَرُدَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَيْئًا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ 

وَجَلَّ: "وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ [النساء آية 

69] فَدَعَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ , فَتَلاهَا عَلَيْهِ. (طب عن ابن 

عباس) 

“Ashâp’tan bir adam Resûlüllah (Sallallahu aleyhi vesellem)’e geldi ve “Ya Resûlallah! Şübhesiz ki sen bana, elbette canımdan da daha sevgilisin; şübhe yok ki sen bana elbette çocuklarımdan da daha sevgilisin ve şübhe yok ki ben, elbette evde seni düşünüyorum da sabredemiyorum. Tâ ki geliyorum da sana bakıyorum. Ölümümü ve ölümünü hatırladığımda anladım ki sen cennete girdiğinde nebîlerle beraber yüksek makamlarda olacaksın ve ben de cennete girdiğimde seni göremeyeceğimden korktum.” Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bir cevâb vermedi. Nihâyet Cibrîl aleyhisselâm ona şu âyeti indirdi. (Sure-i Nisa, Âyet 69): Allaha ve peygamberine itata edenler peygamberler, şehidler ve sıddiklerle beraberdirler. Onlar ne güzel dostturlar.[10]

Bu Hadis-i Şerif’te o ashabın “evde seni düşünüyorum da sabredemiyorum,” demesi sürekli Rasulullah efendimize rabıta halinde olduğunu gösterir.

8. İbn-i Hacer hazretlerinin şemail şerhinde; İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu) hakkında şu hadise nakledilmiştir: “O Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’i rabıta etmeye öyle kendini vermişti ki, bir gün aynaya baktığında kendisini değil Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’i görmüştü.”

 Yukarıda Ayet-i Kerime, Hadis-i Şerif ve ashab-ı kiramın yaşantısıyla anlatılan rabıta hali, tasavvuf alimleri tarafından da örnek alınarak bu sünnet devam ettirilmiştir. Hiçbir zaman birilerini ilahlaştırmak amacıyla değil sadece Allah’u Tealaya vasıl olabilmek için veli kullarını vesile kılınmıştır.

Hadis-i Şerif:

إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى (خ ه عن عمر بن الخطاب)

Muhakkak ameller niyete göredir. Her kimse için niyet ettiği şey vardır.[11]

Bu Hadis-i Şerif’te de geçtiği üzere kişinin niyeti önemlidir. Bütün ameller, Allah için yapılır. 

 

 

 

[1] Sûre-i Maide, Ayet 35.

[2] Tirmizi (3502).

[3] Taberani Mu’cem’ul Kebir, Hadis No: 13737.                   

[4] Sahih-I Buhari, Tecrid-I Sarih, Hadis No: 537; Taberâni, Mu’cem’ul-Kebir (82).

[5] Müzekkin Nufus kitabına müracat ediniz.

[6] Sahih-i Buhari (6481); Müslim (4228)

[7] Taberani, Mu’cem-ul-Kebir, Hadis No: 13390; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 32974.

[8] Tirmizi, Şemail-i Şerif, s 22.

[9] Buhari, Enbiya, 54, Müslim Cihad, 105.

[10] Taberânî, İbn-i Merdûye, Ebû Nüaym, Hilye, Zıyâ el-Makdîsî Âişe radıyallahu anha’dan], ed-Dürrü’l-Mensûr: 2/588

[11] Sahih-i Buhari (1); İbn-i Mace (4217)

FOTOĞRAFLARTÜMÜ

Bilal Babam
Hilmi Babam