ZİKRULLAH BAHSİ

ZİKRULLAH BAHSİ

ZİKRULLAH BAHSİ

(Sûre-i Ra’d, Ayet 28)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  الَّذِينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ 

الْقُلُوبُ ﴿٢٨﴾

“İman edenler şol kimselerdir ki o kullarım zikrullah ile kalplerini mutmainne makamına yetiştirdiler.”

Onların, o makama yetişmeleri zikrullahı çok ettiklerindendir. Kalpler Allah'ı zikretmekle sükûnet bulur.

Ayetin devamı:

“Elâ ilândır, bilmiş olun ki zikrullah kalpleri mutmainne makamına yetiştirir.”

Mesele bitti. Artık sözün kalmadı. Hocam bunu söyleyen Allah'u Teâlâ'dır. “Zikrullah edilen yeri kazıyıp atmadan, namaz kılınmaz” diyenler, dininden olacağını düşünsün. Bu ehl-i zikrin aleyhinde söyleyenler kendini toparlasın. Şer'a muhalif halini söylesin. Amma zikrullah ettiğine karışmasın. Toplanıp zikrullah yapmalarının aleyhinde söz edenler baksın.

Hadîs-i Şerif:

عَنْ اَنَسِ ابْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  

مَا جَلَسَ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا نَادَاهُمْ مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ قُومُوا مَغْفُورًا لَكُمْ (حم ع 

طب طس ض)

Enes ibn-i Malik (Radiyallahu anhu)‘dan Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:

“Bir kavim zikrullah yapmak için meclis kursalar muhakkak gökten bir (nida) ses olur ki, sizler af ve mağfiret olduğunuz halde kalkınız.”[1] 

Şimdi hocam sana çatacağım! Sen af ve mağfiretten niçin kaçarsın? Bu kadar mı seni şeytan zapteddi. Bu ayetlere, hadîslere inanmıyor musun? Yazık billahi, yazık. Sen neden böyle yapıyorsun? Ben söyleyeyim. Şeytan, seni aldatıyor. Allah'u Teâlâ'nın zikrinden geri koyuyor. Namazda zikir diyorsun ama namaz zikir, ya zikrullah değildir. Her şeyi anmaya zikir derler. Zikir başka zikrullah başkadır.

Zikir diye anmaya derler. Meselâ bir insan felan cemaate gittiğin zaman beni orada zikir et. Felan cemaatte senin isminde zikrolundu. İsmin anıldı demektir. Onun için namazda, tekbirde Allahu Ekber, Semi Allahu limen hamideh, Esselamü Aleyküm ve Rahmetullah, kamette, ezanda Allah'u Teâlâ'nın ismi zikrediliyor. Mevlid okumada, vaazda yine Allah'u Teâlâ'nın ismi zikrediliyor.

Bir yerde oturup sohbet ederken Allah'u Teâlâ'nın varlığından, büyüklüğünden konuşmak yine zikirdir. Amma bunların hiç birisi zikrullah değildir. Zikrullah her şeyden kesilip Allah için toplanıp zikrullah etmek gayesi ile zikrullah halkası kurulup Allah'u Teâlâ'nın isimleriyle zikretmeye denir. Yalnız zikrullah Allah'u Teâlâ'nın ismini söylemek, çağırmak böylece zikrullah etmekle olur.

Zikrullah halkası yapmak şöyledir:

Sırf Allah'u Teâlâ'yı zikrullah etmek gayesi ile toplanılır. Halka olarak oturulur. Zikrullah'a başlarken-bittikten sonra her ikisinde de Kur'ân okunur.

Evliyaullahtan bir zat, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile manen konuşurken Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Ya Resûlullah! Bize bir tavsiyen var mı? Yanlış, eksik tarafımız var mı? diye sorunca Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Her şeyiniz tamam, çok güzel. Yalnız Kur'ân'la başlamayı Kur'ân'la bitirmeyi unutmayın, demiştir. Bunun için Kur'ân-ı Kerim'i başlanğıçta ve sonunda okumaya dikkat edilirse tamam olur.

Zikrullahın en efdalı; kaynayan kazanın kapak tutmadığı gibi zikrullah için toplanan cemaatın aşkının ve feyzinin çokluğundan zikrullah'ı başlatmadan kendiliğinden zikrullah başlarsa olur. O zikrullah durdurulmaz.

Kur'ân-ı Kerim'de; şeytanın, kulları oyalayıp zikrullahtan geri koyduğunu haber veriyor.

(Sûre-i Maide, Ayet 91)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلَاةِ   ﴿٩١﴾

“Sizi, Allah'u Teâlâ'nın zikrinden ve namazdan geri koyar.”

Burada Allah'u Teâlâ namazı ve zikrullahı ayırıyor. Cenâb-ı Hakk şeytanın geri koyduğu kimseleri söylüyor. Bak hocam, dikkat et!

(Sûre-i Mücadele, Ayet 19)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسَاهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِ  ﴿١٩﴾

“Şeytan onların sırtına binmiş, Allah'u Teâlâ'nın zikrullahını unutturuyor.”

Bende zikrediyorum diyorsun. Ama az ediyorsun.

(Sûre-i Ahzab Ayet 41)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًا  ﴿٤١﴾

“Allah'u Teâlâ; çok zikir etmemizi (söylüyor). Öyle ki çok zikrullah edin,” diye buyuruyor.

(N) Çok zikir etmek emrolunuyor. Yine ayette: Ey Allah'a iman edenler, Allah'u Teâlâ'yı çok zikredin Demek ki; Allahı çok zikreden mü'min. Çok zikretmeye karşı gelip, az zikredip, az yapın diyenler, Allah'u Teâlâ'nın emrine muhalif olup, münâfık oluyor...

Halaka-i Zikir Beyanıdır:

عَنْ اَنَسِ ابْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰه صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  

اِذَا مَرَرْتُمْ بِرِيَاضِ الْجَنَّةِ فَارْتَعُوا قَالُوا وَمَا رِيَاضُ الْجَنَّةِ قَالَ حَلَقُ الذِّكْرِ (ع حم 

هب ت حسن وابن شاهين فى الذكر)

Ahmed b. Hanbel, Beyhaki ve Tirmizi, Hasan ve İbn-i Şahin zikir‘de Enes (Radiyallahu anhu) rivayeti ile Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

“Cennet bahçelerine uğrarsanız meyvelerinden yeyiniz. Cennet bahçeleri nedir Ya Resûlullah? Halakâ-i zikirdir. Yani zikrullah halkasıdır,”[2] buyurdu. Yine Hadîs-i Şerif:

عَنْ مُعَاذِ ابْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ:  قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  

أَفْضَلُ الْأَعْمَالِ اِلٰى اللّٰه أَنْ تُحِبَّ لِلّٰهِ وَتُبْغِضَ لِلّٰهِ وتُعْمِلَ لِسَانَكَ فى ذِكْرِ اللّٰهِ 

(حم طب هب) صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ 

Maaz İbn-i Cebel (Radiyallahu anhu)'den rivâyetle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

Allah'u Teâlâ'nın yanında en efdal ameller şunlardır:

1- Allah'u Teâlâ için sevişmek ve Allah'u Teâlâ için sevmek.

2- Allah'u Teâlâ için sevmemek.

3- Dilini zikrullahta çalıştırmak, gece-gündüz her zaman zikrullah ile olmak.[3]

Bunları bilipte yine zikrullah halkasına girmeyenlere hayıflar olsun! Burnunu kaldıranlara yazıklar olsun! Bu zikreden dervişler, Allah'u Teâlâ'nın yanında en hayırlı kimselerdir. Bunlar Muhammed ümmetinin en hayırlısıdırlar.

Hadîs-i Şerif:

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰه صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  أَلَا 

أَدُلُّكُمْ عَلٰى خِيَارِ هٰذِهِ الْاُمَّةِ الَّذِينَ اِذَا رَاٰهُمْ النَّاسُ ذَكَرُوا اللّٰهَ وَاِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ 

عِنْدَهُمْ اَعَانُوا عَلٰى ذِكْرِهِ (ابن شاهين)

İbn-i Abbas (Radiyallahu anhumâ) rivâyeti ile Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buıurdu ki:

“Bilmiş olun ki, size bu ümmetin en hayırlılarını haber vereceğim. Size delil olup onları tanıtacağım. Onlar öyle bir kimselerdir ki nas onları gördükleri zaman zikrullah ederler ve yanlarında Allah'u Teâlâ zikredilince zikrullaha yardım ederler. Zikrullah esnasında onlar birbirlerine yardım ederler.”[4]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

“Size ümmetimin en hayırlılarını haber vereyim. Herkes onları gördüğü zaman zikrullah eder, görürler” diyor.

Bunlar zikir ehli olup zikrullah meclislerine ve zikredilen yerlere giderler. Onları da onu gördükleri zaman hemen Allah'ı zikretmeye başlarlar. Onlar Allah'ın zikredildiği cemaatte olurlar. Kendileri de Allah'ı zikretmeye yardım ederler. Yani onların olduğu mecliste muhakkak toplanırlar, halakâ-i zikir kurarlar ve Allah'ı zikir ederler demektir. İşte ümmetimin en hayırlıları zikrullahı çok yapanlardır. Ne kadar okumuşluğu az da olsa Allah'ın en hayırlı kulları bunlar imiş. Bunun öbür tarafını söylersen demek ki Allah'ı zikretmiyorsa, zikrullah meclislerine yaklaşmıyorsa ne kadar okumuş alim olursa olsun bu hadîs-i Şerîfe göre ümmetin hayırlısı değilmiş.

Gördün mü kardeşim! Bunların ne kadar Allah'u Teâlâ'nın ve Resûlünün yanında efdal, hayırlı ve en makbul olduğunu, daha da anlayamadınsa artık sen seni düşün! Bunlar şeriatla amel ederler ve tarikatla süluk ederler. Daima zikrullah ederler...

Toplu Zikrullah Meclisi Bahsi:

Toplu zikrullah meclisi hakkında Hadîs-i Şerif:

عَن أَبِي رَزِّينٍرَضِيَ اللّٰه عَنْهُ اَنَّهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  ... )

عَلَيْكَ بِمَجَالِسَةِ أَهْلِ الذِّكْرِ ، وَاِذَا خَلَوْتَ فَحَرَّكَ لِسَانَكَ مَا اسْتَطَعْتَ بِذِكْرِ اللّٰهِ ، 

وَأَحَبَّ فِى اللّٰهِ وَأَبْغَضَ فِى اللّٰهِ ، يَا أَبَا رَزِّينَ (هب حل وابن عساكر عن ابى 

درين وفيه عثمان بن عطا وابو حاتم)

Ebî Rezzin (Radiyallahu anhu)’dan Resûlullah (Sallallahü aleyhi vessellem):

“Sana şunları söylerim. Zikrullah meclislerine devam et. Issızda kaldığın zaman gücün yettiği kadar dilini, Allah'u Teâlâ'nın zikrine hareket ettir. Sevdiklerini sırf Allah'u Teâlâ için sev, (sevmeyip) buğuz ettiğinde sırf Allah'u Teâlâ için olsun,”[5] diye buyurulmuştur.

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) sözlerini kulaktan geçirme, dikkatle dinle. Dikkatle bak! Vallahi sonra pişman olursun. Bu sözler nedir? Anla kardeşim. Bunlara düşman olma, bunların duası ihya da eder, imha da ederler. İnsanı mahvederler. Maazallah....

Duasi Kabul Olanlar:

Hadîs-i Şerif:

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  ثَلَاثَةٌ 

لَايَرُدُّ اللّٰهُ دُعَائَهُمْ اَلذَّاكِرُونَ اللّٰهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ وَ دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ وَاْلاِمَامُ 

الْمُقْسِطُ  صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ  (هب عن ابى هريرة)

Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu) rivâyeti ile Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

Allah'u Teâlâ üç kimsenin duasını kabul eder.

Birincisi: “Zikrullahı çok eden kadın ve erkeklerin dualarını kabul eder.”

İkincisi: “Zulme uğrayanın bedduasını kabul eder.”

Üçüncüsü: “Adil hükümet reisinin duaları makbuldür.”[6]

Bu ehl-i zikrullahtır. Allah'u Teâlâ Hazretlerinin yanında sevgilidir. Zikrullahta çok fazilet vardır. Zikredenleri çok sever.

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  اَلذِّكْرُ 

خَيْرٌ مِنَ الصَّدَقَةِ وَالذِّكْرُ خَيْرٌ مِنَ الصِّيَامِ (ابو الشيخ عن ابى هريرة)

Yine Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den nakil ve rivayet olunur ki: Gâle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Zikrullah etmek sadakadan hayırlıdır. Zikrullah oruçtanda hayırlıdır. (Nafile oruçtan) [7]

Hadîs-i Şerif:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  خَيْرُ سَاعَةِ الْمُؤْمِنِ حِينَ يَذْكُرُ اللّٰهَ

“Mü'minin en hayırlı saati zikrullah ettiği saattir,”[8] demektir.

Mürşid (Mürid) Olarak Halka Karışan, Karışmayanlar ve Zikrullah Etmeyenler Bahsi:

(Sûre-i Zümer, Ayet 45)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  وَاِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَحْدَهُ اشْمَاَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ  ﴿٤٥﴾

“Allah'u Teâlâ'nın zikrinden kalbleri sıkılanlarla Allah'u Teâlâ'dan başkasının zikri olunca kalbleri tad alır, bunlar beraber mi olur?”

Cenâb-ı Hakk Teâlâ'nın yanında Allah'u Teâlâ'nın emri ile bunları yarın melekler sıkıştırırlar. Bunlar itiraz ederler.

Allah'u Teâlâ'nın zikrinden kalbleri sıkılanlar, başkasının zikri yani dünya, mal, ticaret, kazanç, evlad isimleri sözleri söylenirse kalbleri tad alır diyor. Bunlarla diğerleri beraber midir? Diğerleri deyince bunun aksini düşünmek lâzım. Onlarda Allah'u Teâlâ'nın zikri olunca, kalbleri tad alır. Başkasının ismi, yukarda saydıklarımız söylenince sıkılır. Bunlarla diğerleri beraber midirler? Allah'u Teâlâ'nın zikrinden kalbleri tad alanlar zakir dervişlerdir. Onlarda Allah'u Teâlâ'nın zikrinden başka söz konuşulunca kalbleri sıkılır. Bunun ikisi Allah'u Teâlâ'nın yanında beraber mi demektir? Misal:  Senin isminin konuşulduğu yerde sıkıntı alanla, senin ismin konuşulunca lezzet tad alan, senin yanında beraber olur mu? Muhakkak birini dost, birini düşman tutarsın. Allah'u Teâlâ'da aynıdır.

(Sûre-i Zümer, Ayet 59)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  بَلٰى قَدْ جَاءَتْكَ اٰيَاتِى فَكَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتَ وَكُنْتَ مِنَ 

الْكَافِرِينَ  ﴿٥٩﴾

“Belki benim ayetlerim alâmetlerim (sana) geldi, sana yalan gibi geldi. Kibirlendin, gönül indirmedin. İnkarcılardan oldun.”

Kur'ân ayettir. Peygamberlerden zuhur eden. Allah'u Teâlâ'nın alâmeti evliyalar, (hepside) Allah'u Teâlâ Hazretlerinin alâmetidir.

Evliyalardan zuhur edenler Allah'u Teâlâ'nın alâmeti idi. Sen gördün inkâr ettin. Hakkı, batılı seçmedin inkâr ettin, münkirlerden oldun demektir.

Ayet demek alâmet demektir. Peygamberlerden zuhur eden mucizat, Evliyalardan zuhur eden keramet olup  bunlardan zuhur eden harikûladelerin hepsi Allah'ın ayeti, alâmetidir. Sen bunları görünce bunları bir kul'un yapamayacağını ilerisinde Allah'u Teâlâ'nın olup, bunları Allah'u Teâlâ'nın yaptığını düşünmen, bilmen lâzımdı. Onu bilirsen en azından onlara muhalefet etmeyip kabul etmen, haklıdır, doğrudur diye tasdik etmen lâzımdı. Neden yapmadın der?

(Sûre-i Saffat, Ayet 12)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ  ﴿١٢﴾

“Belki de Allah'u Teâlâ'yı zikir edenlere acaib ederdin, maskara, istihza, alay ve boş boğazlık eder, gülerdin demektir.”

(Sûre-i Saffat, Ayet 13)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ  ﴿١٣﴾

“Onlara nasihat verildiği zaman düşünüp nasihat kabul etmezler.”

Bu kimseler Allah'u Teâlâ'yı o vakit zikredenler ile zikrullah etmezler demektir.

Belki de Allah'u Teâlâ'yı zikredenleri acaib ederdin. Alay ederdin diyor.

“Onlar sizi görünce ey komşumuz! Sana Allah ne kadar yüksek derece vermiş, «Nektebis min nuriküm»[9] Bizden tarafa dönün. Yüzünüzün nurundan bizde istifade edelim. Bizim yerimiz karanlık, sizin nurunuz bizim burayı ışıtsın, deyince onlar; Siz dünyaya dönünde nuru ordan arayın. Biz bu nuru kazanmak için çalışırken siz bize gülüyordunuz. Şimdi gülme sırası bize geldi. «Giylerciû verâ eküm feltemisû nûrâ» dediği budur.

(Sûre-i Saffat, Ayet 14)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَ  ﴿١٤﴾

“Allah'u Teâlâ'nın alâmetlerini görseler maskaraya alırlar. Allah'u Teâlâ Hazretlerini zikir etmezler, edenleri de maskaraya alırlar. (Alay ederler.)

(Sûre-i Saffat Ayet 35)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  اِنَّهُمْ كَانُوا اِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ  يَسْتَكْبِرُونَ  ﴿٣٥﴾

Çünkü onlar şöyle ki: “Onlara siz de «La ilahe illallah» deyiniz denilse kibirlerinden dolayı diyemezler.”

Bu mübarek ayet (sesli) cehrî kadirî zikrine işarettir. Sesli zikirde sende bizim gibi kafa salla “La ilahe illallah” de denir. Gizli zikir zaten gizlidir denmez.

“Lâ ilahe illallah” diye kafa sallamaktan ar ederler (utanırlar). Büyüklenirler, sarığı, cübbesi büyüktür. Nasıl “Lâ ilahe illallah” diyerek başını sallasın hakkı ile bunu bilen hoca arlanmaz, bilmeyenler sallanmaz.

Bu mübarek ayette Allah'u Teâlâ “Lâ ilahe illallah” diye kafa sallayanları methediyor. Onlara katılmayanların Allah yanında sorumlu olacağını söylüyor.

Bu dünyada kendisine Hoca Efendi, derler. Şanı-şerefi çok olup “Lâ ilahe illallah” diye başını sallarsa ona utanır. Başını sallamaz, hakiki alim, hoca bundan utanmaz. Allah emri diye başını sallar, zikreder. Dünya işlerinde çalışacağı zaman utanılacak çıraklık, garsonluk gibi meslekde kendisini alay edeceklerinden kalbine hiç bir şey gelmez. Allah'u Teâlâ'yı bu kadar zikredin diye zikrullah ayetleri varken utanırlar, ar ederler. Allah ayıktırsın (Amîn).

Zikrullah Yapilan Evlerle, Yapilmayanlar Bahsi:

Zikrullaha çalışmayanların sözlerine bakma. Onlara dua et, zikrullah etmek onlara da nasip olsun.

Zikrullah yapılan evler diri, yapılmayanlar ise ölüdür. Buna dair Hadîs-i Şerif:

قَالَ رَسُولُ اللّٰه صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  اِنَّ الْبَيْتَ الَّذِى يُذْكَرُ اللّٰهُ وَالْبَيْتُ الَّذِى 

لَمْ يُذْكَرْ كُلَّ حَىٍّ وَ الْمَيِّتِ (ق) صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ 

“Zikrullah edilen ev ile zikrullah edilmeyen ev ölü ile diri gibidir. Zikredilmeyen ev ölüdür. Zikrullah edilen ev Allah'u Teâlâ yanında diridir.”[10] 

Hadîs-i Şerif:

 عَنْ عَبْدِ الرَّحْمٰنِ ابْنِ سَابِطٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰه صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ  

وَسَلَّمَ:  اِنَّ الْبَيْتَ الَّذِى يُذْكَرُ اللّٰهُ فِيهِ لِيُضِئُ لِأَهْلِ السَّمَاءِ ، كَمَا يُضِئُ النُّجُومُ 

لِأَهْلِ الْأَرْضِ 

Abdurrahman İbn-i Sabit (Radiyallahu anhu) rivâyeti ile Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):“Zikrullah yapılan evlerin nuru ziyası, yer yüzüne gökten yıldızların ziyasının indiği gibi gökteki meleklere varır,”[11] buyurmuştur.

Şu halde “zikrullah edilen yeri kazıyıp atmalı” diyen hocaların hali Resûlullah'ın huzurunda ne olacağını düşününüz!...

Zikrullah ve Namaz'in Ayri Ayri Olduğu Bahsi:

(Sûre-i Ankebut, Ayet 45)

َالَ اللّٰهُ تَعَالٰى:  اِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُ  

﴿٤٥﴾

“Tahkik ve muhakkak namaz insanı kötülükten geri çeker. Bu hususta zikrullah daha büyüktür.” demektir.

İşte bir kimse namazı hakkı ile kılarsa namaz kendini kötülükten alır, geri çeker, kurtarır.

Namaz kötülükten, sizi geri çeker, bu hususta zikrullah daha büyüktür demek şöyledir:

Bir evde ev ceryanı (monofaze) var. Sadece lambayı yakar, evi süpürür ev işlerini görür, sanayi işine gücü yetmez. O (monofaze) ceryan, fabrika çalıştırmaz. Fabrika çalıştırmak daha büyük işler görebilmek için muhakkak bir ceryan teli (elektirik kablosu) daha gelmesi lâzım. Sanayi hattı (Trifaze) olması lâzım. İşte o zaman her işi görür. Namazda ev ceryanı gibidir. Hem namaz, hem zikrullah olursa sanayi ceryanı (trifaze) gibidir. Her müşkülü halleder, her kötülükten kurtarır demektir.

Beş vakit namaz ev ceryanı gibidir dedik. O da iyidir. İnsanı kötülükten kurtarır. Büyük işler görebilmek için muhakkak sanayi  ceryanı (trifaze) olmalı. Onun da gücü kuvvetleştikçe yapacağı işler değişik olur. Bağlandığı Mürşid-i Kamil, çalıştığı tarikat, gece kalkıp seher vaktinde sabaha kadar ibadet, toplantı, zikrullaha devam etmek, tarikatta buna benzer daha bir çok şeyleri yapmak, elektiriğin voltajını yükseltmek, trafoyu büyültmek için ona da çok kalın kablo bağlamak ve ağır sanayi de kullanmak gibidir.

Bundan yediyüz sene evvel Mevlana Hazretleri gelmiş. Şimdi kabrine gayri müslimler bile geliyor. Kitapları, sözleri yaptığı işler elden ele, dilden dile kıyamete kadar söyleniyor. Tarikatı devamlı büyüyor. Diğer tarikat pirleri de aynıdır. Mevlevi Tarikatının piri Mevlana Hazretleri, Türkiye'de olduğu için herkes gözü ile görüyor. Onu misal veriyorum. Onlar zamanla ev ceryanı ile uğraşmamışlar, çok büyük güçte sanayi ceryanları ile uğraşmışlar. Sanayiyi geliştirmişler. Mevlana'nın zamanında binlerce, onbinlerce zahir alimi şan, şeref sahibi kimseler vardı ama onlar ev ceryanı ile uğraşmış, dünyadan gidince unutulmuş ameli ile baş başa kalmışlar.

Mevlâna'nın çok kalın kabloyla çok büyük trafo ile kurmuş olduğu fabrika şimdi tam faaliyetle çalışıyor. Zamanla ev ceryanı da, ev de yıkılır gider. Ev de ceryanı da harab olur.

Fakat zikrullah ile beraber olursa cemaatle kılınan namazın tesiri çok olur. Cemaatle yapılan zikrullahın da tesiri çok olur.

“Bir kimse kırk gün cemaatle namaz kılsa ıslah olur”[12] diye hadîs-i şerif vardır. Zikrullahı bu kırk gün içinde yapmadı ise islah olamaz. Bir kimse üç gün cemaatle namaz kılarak, zikrullah etse evliyaların kerametinden bir keramete erer. Bunun alâmeti de bu kimse ağlamaya başlar. Bir kimse var ki kırk gün namaza devam eder, gözü ağlayamaz. Üç gün hem namaz, hem zikrullaha devam eden, hemen ağlar. “Namaz fuhşiyattan, geri koyar. Zikrullah daha büyüktür”[13] dediği budur.

Namazda o halin gelmesi yüzbinde bir adamda olur. Kur'ân okurken o halin gelmesi milyonlarca çalışan insanın içinde ancak Mürşid-i Kâmil'de olur. Ama her zikrullaha çalışanda bir çok çeşit çeşit haller zuhur eder. Bu hal neyde gelirse o makbuldür. İlk çalışanlarda zikirde geldiği için ona zikrullah makbuldür. Namazda o hal gelirse onun için de namaz makbuldür. Bir tek Mürşid-i Kamillerde de Kur'ân okurken gelir. Onun için de Kur'ân okumak makbuldür


[1] Ahmed Bin Hanbel, Müsned, Hadis No: 12000; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebir, Hadis No: 5907; Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, Hadis No: 1614; Râmûzu'l-Ehâdîs Hadîs No: 4621, 4776.

[2] Sünen-i Tirmizi, Hadis No: 3432; Ahmed Bin Hanbel, Müsned, Hadis No: 12065; Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 557; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 878.

[3] Ahmed Bin Hanbel, Müsned, Hadis No: 21113; Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 600; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebir, Hadis No: 16825; İhyâu' Ulumi'd-Din, Cild 1, Hadîs No: 902, s. 848; Sûre-i Ahzab, Ayet 42.

[4] Râmûzu'l Ehâdîs, Hadîs No: 2007.

[5] Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 8734; Râmûzu'l Ehâdîs, Hadîs No: 2004.

[6] Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 611, 7107; Râmûzu'l Ehâdîs, Hadîs No: 3316; Büyük Dua Kitabı (Mecmuat'ül-Ahzab), s. 37.

[7] Râmûz'ul Ehadis, Hadîs No: 2498. Müzekki'n Nüfus s.388; Kenzül İrfan, Hadîs No: 262, 268; Marifetname s.667.

[8] Marifetnâme, s. 668 Bir benzeri.

[9] Sûre-i Hadid, Ayet 13.

[10] Muhtarü'ül Ehâdîsîn Nebeviyye, Hadîs No:1097, s. 549; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadîs No:13; s. 269; Feyzül Kadir Cilt 5, s. 506; 250 Hadis Kitabı, Hadîs No: 207, s. 169; El Uhudül- Kübra (İmam-ı Şa'râni) s.317.

[11] Ma’rifetü’s-Sahabeti’l Ebi Naim İsbehani, Hadis No: 3230.

[12] Kimyayı Saadet, s. 129; Râmûzu'l Ehâdîs, Hadîs No: 5296.

[13] Sûre-i Ankebut, Ayet 45.

FOTOĞRAFLARTÜMÜ

Bilal Babam
Hilmi Babam