Zuhürati Bilal Nadir 2

Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir


H. Muhammed Bilâl-i Nadir (Rahimehullah)

Ben buradayken bu iş bitecek. Yahut bu dediğim gibi hepinizin leşini bu derelere dolduracağım, diyor. Millet, Bilâl Babama çok aşırı derecede hürmet ettiklerinden anladı ki parayı vermem derse kendilerinin sonu çok kötü olacağını düşündü. Şirket sahibi çok telaşlandı. Fakirlerin hepsini çağırıp tek bir kuruşunu bırakmamak şartıyla hepsinin paralarını ödedi. Bilâl Babam Karadenizli olan o fakirleri odasına çağırdı. Vakit, Kurban Bayramı günü idi. Kurban etinden yapılmış yemekle hepsini ağırladı. Sonra da kendilerini yolcu etti.

Aynı hâdise, Peygamberimiz (sav)’in başından geçmişti. Şöyle ki; Ebû Cehil, bir fakiri çalıştırmış, parasını vermiyordu. Fakir Peygamberimiz (sav)’e şikâyet etti:

– Ebû Cehil, benim paramı vermiyor. Benim almama imkân yok. Bey’in adamları çok. Bu paramı, bana ancak sen alıp verirsin. Ebû Cehil, o anda evinde:

– Ben, Muhammed’i gizli, tenha bir yerde görsem ona şöyle hakâret edeceğim, böyle döveceğim, diye laf atıyordu. Peygamberimiz (sav); fakirle birlikte Ebû Cehil’in evine gelip kapısını çaldı. Ebû Cehil dışarı çıktı. Peygamberimiz (sav):

– Sen, bu fakiri çalıştırmışsın, parasını vermiyormuşsun. Şimdi parasını hemen vereceksin, dedi. Ebû Cehil çok telaşlı bir şekilde evine girip parasını aldı. En ufak bir dirhemini dahi bırakmadan hepsini ödedi. Peygamberimiz (sav) ile fakir dönüp geldiler. Ebû Cehil’e; adamları ve ev halkı:

– Hani sen, Muhammed’i dövecektin, öldürecektin, hakâret edecektin, laf atıyordun. Kuzu kuzu parasını ödedîn. Ağzını açıp (çıt diye) bir şey diyemedin, deyince Ebû Cehil:

– Siz görmedîniz mi? Onlar:

– Neyi? Ebû Cehil:

– Muhammed’in omuzunun üstünden süngüleri uzatıp göğsüme dayadılar. Vermem desem, beni öldüreceklerdi. Onlar:

– Biz birşey görmedik.

İşte Kur’ân-ı Kerim’de „Ben sizin cesaretinizi arttırırım. O kâfirlerinde kalbine korku koyarım“ dediği oldu.(Sûre-i Ahzab, Âyet 26. )

Peygamberimiz (sav) Ebû Cehil’le, Bilâl Babam şirket sahibi ile, aralarındaki olan hâdise aynıdır.

 

*   *   *

 

Bir yetim çocuğun, babasından kalma birazı nakit para, biraz da malı vardı. Mihenkçilerin (yani arada kıymet koyanların) koyduğu kıymete göre hepsinin değeri elli altındı. Çok zengin bir köy ağası, yetime ben bakacağım diye yanına almış. Bütün mallarına da el koymuştu. Ağa bir kaç sene sonra yetimin malını inkâr edip vermiyor. Yetimi de kovuyor. Yetim parasının alınmasına imkân olmadığı için Bilâl Babamın yanına geliyor. Köy ağasının adamları silahlı ve çoklardı. (yivli silahların serbest olduğu zamanda) Her şey avucunun içinde, daha doğrusu derebeyliği sürüyordu. Bilâl Babam mavzerini, fişekliğini her şeyini alıp doğrudan ağanın odasına giriyor. Ağayla karşılıklı, bu konuda tartışmaya başlıyor. Söz büyüyor. Ağa adamlarına güveniyor. Hemen birbirlerine girecekler. Bilâl Babam; elindeki mavzerin, emniyetini indiriyor. Vurmayı tamamen gözüne almıştı.  Ağa emniyet çıtırtısını duyunca derhal ortaya giriyor. Elli altının, paranın hepsini sayıyor ve Bilâl Babama teslim ediyor. Yetimin o malını Bilâl Babam yetime verdi. Bilâl Babam buyurdu: „Bazan olur; bir çıtırtı, yüz bin nasihattan ve yalvarmadan, iyilikle söylemeden daha iyi olur.“ Burada da öyle oldu.

Kitapta Ara

Kitap İndeksi