Zuhürati Bilal Nadir 3

Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir


Devir

Bir insan ölünceye kadar mal kendisinindir. Öldükten sonra o mal çocuklarınındır. Kendisinin hiç bir hakkı yoktur. Çocukları yapmazsa borçlu değil, onun için çocukların yapamayacağı ağır bir vasiyet yapmak doğru değildir. En doğrusu, en makbulu kendisi sağ, gücü ve kudreti yerinde, dünyada ümidi varken kendi eli ile yaptığı hayır, işte o hakiki tam hayır sayılır. Dünyada sağlığında kazandığı malına, parasına kıymamış, hayır yapmamış veya az yapmış artık dünyadan ümidini kesince, malını mirascılar alacak, elinden çıkacak, sele gidecek malını kim tutarsa, onun olsun der gibi veya nasıl olsa kalıyor, şunu şuraya, bunu buraya şöyle verin, böyle verin der. O kendinin sıhhati yerinde iken yaptığı hayır gibi olmasına imkân var mı?

 

           

(Hâdîs-i Şerîf, REH No: 1890)
Sen sıhhatte iken mala kıymazken, fakirlikten korkarken ve yaşamayı umarken tasadduk et, can hulkuma (boğaza) gelinceye kadar tehir etme. Can boğaza gelip dayandığında falana şunu veriyorum, şu da falanın olsun deme. Zaten o zaman o falanın olmuştur bile.

 

            Devri değil, sıhhatin yerinde fakirlikten korkarken ver diyor Peygamberimiz (sav). Devri ne kendi ne ashâbı, ne tabiinler yapmamış. Peygamberimiz (sav)'in sözü ihmal ediliyor. Bir insan öleceği zaman vasiyet etsin de vasiyetine göre devir yapılsın. İşte Peygamberimiz (sav) yukarıdaki hadîsi şerifte kesinlikle "ölürken değil, sıhhatin yerinde iken sen tasadduk et" buyuruyor.

            Bunun için gençlikte yapılan ibadet verilen hayırın kıymeti Allah yanında altın gibidir. İhtiyarlıkta yapılan ibadet, yapılan hayırda gümüş gibidir. Öleceği zaman, ölüm döşeğinde yatarken, dünyadan ümidini kesip vasiyet edip yapmak, bakır gibidir. Her şey böyledir.

 

           

(Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 642)
"Sa'd ibn-i Ebî Vakkas (ra)'dan: Vedâ Haccı yılı (Mekke'de) şiddetli bir hastalığımda Resûlullah (sav) beni iyâde ve ziyaret ederdi. (Bir ziyaretinde) ben: ”“ Yâ Resûlullah! Bendeki hastalık, görüyorsunuz şu müzmin hadde ermiştir. Ben, servet sahibiyim. Kızımdan başka da bir varisim yoktur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi? diye sordum. Resûlullah (sav): ”“ Hayır, tasadduk etme, buyurdu. Ben: ”“ Yarısını edeyim mi? dedim. Resûlullah (sav): ”“ Hayır, tasadduk etme, diye cevap verdi. Ve sonra Resûlullah (sav) (sözüne devam ederek) buyurdu ki: ”“ Sülüsünü (üçte birini fakirlere dağıt) tasadduk et (kâfidir!) Sülüs (malın) da büyüktür. (yahud çoktur.) (Üçte birinden ondan daha azını sadaka et, fakirlere ver.) Ey Sa'd! Senin varislerini zengin bırakman, muhtaç ve halka (sadaka için) ellerini açar bir halde bırakmandan çok hayırlıdır. Ey Sa'd! Allah rızası için infak ettiğin her nafakadan şüphesiz me'cur olursun! Hatta (yemek yerken) hayat yoldaşının ağzına verdiğin lokmadan da me'cur olursun. Yine ben: ”“ Yâ Resûlullah! (Siz Medine'ye döneceksiniz de) ben dostlarımdan geriye mi kalacağım? diye sordum. Resûlullah (sav) buyurdu ki: ”“ Hayır, sen (bizden) geri kalamazsın. (Şayet burada kalır da) amel-i sâlih işlersen elbette onunla derecen artar, merteben yükselir. Sonra öyle zannediyorum ki; sen uzun zaman yaşayacasın. Hatta senden bir takım akvâm müstefid olacak, diğer bir takım akvâm da zarar görecektir. Yâ Rabb! Ashâbımın (Mekke'den Medine'ye) dönüşünü tamamla, onları ters izine döndürme! (Bunun üzerine Sa'd ibn-i Ebî Vakkas demiştir ki:) ”“ Lâkin en biçare Sa'd ibn-i Havle'dir. Eğer Sa'd Mekke'de ölürse, Resûlullah (sav) ona çok acır, mahzun ve mükedder olur."