Zuhürati Bilal Nadir 5

Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir


Birinci Kısım

görmek ile olur. Tâ ki verilen (Allahu Teâlâ'nın rahmet) yardımı görür. Buna göre günahkâr ümmeti çöküntüye uğradığı anda bir şey olmadığından kalb-i şerîfi ızdırab çekmez.

 

Onsekizinci Hikmet:

Liva-i hamd ki, (Âdem ve min dûnihi tahte livâi). Havz-ı Kevser ve büyük şefâat kabirden bütün halâik ile kalkmak cennete Enbiya ve Rasûller'den evvel girmek gibi benzeri ihsanlarda (iyiliklerde) bu cümledendir. Padişah bir kimseye elbise giydirse o kimse ondan memnun olur, izzet bulmuştur. Amma bu hususta cümle eşya Habîbullah ile izzet bulmuştur. Yani, onunla iftihar eder. Habîb-i Ekrem bunlarla iftihar etmez.[1](Le ennel iftiharu bil atâi yüstelzim illehticâbe anil meâtî) Yani bağışlama ile iftihar bağışlayandan sakınmayı gerektirir. Bu cihetten Hakk Teâlâ mi'râc'a iletti ki bütün eşya mübarek ayağı altında olsun. Onları kendi izzeti yanında küçük görür. Şüphesiz buyurdu ki: (Ene evvelü men teşaggal arda anhu vel iftiharü ve liva-ül hamdü biyedî vel iftiharu Âdemü ve min dûnihi tahte livâi vel iftiharu ve ene evvelü men yagrau bab'ül-cennet'i vel iftiharu) Yani; ben onlar ile iftihar etmem. Bunlar benimle iftihar eder. Çünkü bunlar hep benden aşağıdır. Yüksek olan ev edna (aşağı) ile iftihar etmez. Belki aşağı olan yüksek olanla iftihar eder. Benim iftiharım Rabb'ımladır. Er refîg'ul a'lâ ile iftihar ederim. Şöyle izah edelim:

Hz. Havâce-i âlem (Sallallahu aleyhi vesellem)'i mi'râc'a ilettiler ki şefaat asan olsun. (Gâbe gavseyn) makamına vasıl olunca bütün âlem ayağı altında bir avuç toprak gibi gösterildi ve denildi ki:

- Bütün ümmetin günahları da bu bir avuç toprak içindedir. O da senin ayağının altındadır. Sen ne istersen geri çevrilmez. Hatırını hoş tut ve himmetini (yardımını) sağlam eyle, bu hususta sana sıkıntı ve darlık yoktur.

 

Ey Habîb'im nedir ol kim diledin,

Bir avuç taprağa minnet mi eyledin?

                                      Ben sana aşık olunca ey latif,

                                      Senin olmaz mı du âlem ey şerîf?

 

Ondokuzuncu Hikmet:

Anlatırlar ki; Havâce-i âlem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nuru hidayetten ve cümle halayıktan evvel zuhur edince kendisine üç makam verildi. Bunlar makam-ı heybet, makam-ı lütûf ve makam-ı gurbiyyettir.

Bin yıl makam-ı heybette durdu. Ferahlık tahsil etti. Bin yıl makam-ı lütûfta durdu. İnbisatı (genişlik) tahsil etti. Bin yılda makam-ı gurbiyyette durdu. Hakk ile yakınlığı tamamlandı. O ruh temiz kalıp, Hakk Teâlâ'ya geldi. O makamda gayet müştak olup (özleyip) ızdıraba düştü. Onun içindir ki bir bülbülü bağ ve bahçeden yakalayıp kafese koyarsan kendini yerden yere vurur. Asıl vatanını arzu eder. Çünkü ruh-u şerîfi o makamı arzu etti. Onu [Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i] bedensiz oraya götürmek olmaz. İzinsiz nasip şerîatle mümkün olmaz. Şüphesiz nefsi, makamı sırrın zevkini aldı. Hatırını ona bağlayıp ne hoş yerdir, bundan bu yoldan ayrılmam dedi. Bu manada (sümme denâ fetedallâ) [2]ile tabir olundu.

Ey Habib'im! Eğer isteklilere sen yol göstermezsen kim yol gösterir. Eğer “Ebvab-ı ma'rifeti” (ma'rifet kapısını) ârif olanlara sen açmazsan kim fetheder.

Ey Ârif! bin altına bir şahin kuşunu alırlar. Onunla bir kuruş değerinde serçe tutarlar.

Ey Habib'im! Sen bir şahin kuşusun, seninle pek çok serçe tutarım ki, onlar senin ümmetindir. Sen bu makamda kalasın.

Evvela murad hasıl olmaz. Evet ey Derviş! Havâce-i âlem (Sallallahu aleyhi vesellem) hem avcı ve hem de avdır. Bu dergahta “ene minallah” kuş yuvasından kanad çırpıp avcı sûretinde “(baastü ilel esvedi vel ahmer) “Her peygamber hassaten kendi kavmine peygamber olarak gönderilmişti. Ben ise kızıl ve kara herkese peygamber olarak gönderildim.”[3] mucibince kâinâtı gezip pervaz eder (uçar). Tâ âkıbeti visali ki, Musa (Aleyhis-selâm) “Erunî unzur ileyke” ile taleb etti ki o avdı. Bu vücud-u kemâli izzettir. “Len terânî”[4] ile duası kabul oldu. Âhiri Allahu Teâlâ'yı görmek ol hazrete futuhat verip “Elem tere ilâ Rabbike” buyuruldu.

 

Yirminci Hikmet:

 


[1]-         İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 4, Hadîs No: 681, s.950.

[2]-         Sûre-i Necm, Âyet 8.

[3]-         Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s.669.

[4]-         Sûre-i Araf, Âyet 143.